Batı Trakya Türkleri, Trakya sınırımızdan Meriç nehriyle ayrılan coğrafi bölgede yaşayan 150 Bin civarındaki Türk toplumudur. Ancak, bu sayıca küçük topluluk Yunanistan için büyük tehlike görülüyor ki; Lozan Antlaşmasına rağmen hâlâ asimilasyon politikalarına maruz kalmaktadır.
Bu sebeple; Batı Trakya Türkleri sadece bir topluluğun değil, ciddi bir direncin adıdır. Yarım asrı aşan hak arama mücadelesinin öznesi olan Türk kimliğidir.
Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile emperyalist devletlere karşı Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonlanmasıyla *“Sevr Antlaşması” reddedildi* , yeni bir antlaşma gündeme geldi. Görüşmelere 20 Kasım 1922'de İsviçre'nin Lozan şehrinde başlandı mutabakat sağlanamayıp ara verildi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu sürerken, görüşmeler tekrar başladı.
24 Temmuz 1923 günü( yaklaşık 8 ay sonra), Kurucu Cumhurbaşkanımız Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Nutuk'taki ifadesiyle; *'Türk milletini yüz yıllardır yok etmek için yapılan büyük suikastın son halkası" olan Sevr’i hükümsüz kılan “Lozan Barış Antlaşması” imzalandı.* Antlaşma İle Türkiye'nin bağımsızlığı ve egemenliği kabul edilmiş; bazı sınırları tespit edilip uyuşmazlıklar çözümlenirken, Batı Trakya Türkleri hukuken Yunanistan'a emanet edilmiş oldu.
Topluluğun hak mücadelesi gücünü Lozan Antlaşması’nın sağladığı hukuki zeminden alıyor. Ancak; Yunanistan, Antlaşması hükümlerini hadsizce yok sayıyor. İskeçe, Gümülcine, Dedeağaç’ta 1980’li yıllardan beri eğitimden dini özgürlüklere, istihdamdan vakıf kurumlarına kadar her alanda Türk kimliğinin tanınması ve haklarının uygulanması için mücadele vermek zorunda kalıyorlar.
*29 Ocak Milli Direniş Günü*
(YTB Arşivi)
Baskılar artınca, 29 Ocak 1988'de, Gümülcine'de on binden fazla Batı Trakya Türkü, hak aramak için bir araya geldi, yüksek sesle haklarını tekrar talep etti. Ertesi yılki toplantıda Yunan saldırganlar Batı Trakya Türklerine ait işyerlerine, dükkanlara saldırdı, yağmaladı, Yunan polisi bu saldırıları engellemek için müdahalede bulunmadı. TRT Türkiye'nin Sesi Radyosu’nda Prodüktör idim. Olayı Dış Yayınlar olarak yakından takip ettik, günlerce olaya ilişkin yayınlar yaptık. Hükümetimiz, Lozan vurgusu yaparak Yunanistan Hükümetini uyardı, konuyu uluslararası platformlarda gündeme getirdi
Hukuksuzluğun iyice arttığı bu dönemde mücadelenin öncü ismi Dr. Sadık Ahmet *“Türk’üz”* dediği için 1988 ve 1990’da hapis cezasına çarptırıldı ama yılmadı. Hapse girmeden önce: “ *Sadece Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Türk olmak suçsa, şunu tekrarlıyorum: Türk’üm ve öyle kalacağım.”* diye tekrarladı.
Dr. Sadık Ahmet ile TRT için telefonla röportaj yaptım. Eşi Işık Hanım ile birlikte Ankara’ya geldiklerinde ise yüz yüze röportajımız Tandoğan’da kaldıkları otelde yapıldı. Arada telefon bağlantılarımız oldu. Daha sonrasında TÜDEV’in düzenlediği Türk Devlet ve Toplulukları Kurultayında ve stüdyomuzda da konuk etme fırsatı oldu. Çok kibar, bilgili, görgülü ve mütevazı bir kişiydi. Tıp doktoruydu ama toplumsal duyarlılığı ile yaptığı hak arama çalışmaları onu siyasi önder konumuna taşımıştı.
Sadık Ahmet, Türkiye’de ve Avrupa'da birçok uluslararası platformda Yunanistan’daki Türklerin sorunlarını güçlü bir şekilde dile getirdiği için Yunanistan yönetimi kendisinden rahatsızlık duyuyor, yaptırımlar uyguluyordu. Lozan’ın 72. yıldönümünde, 24 Temmuz 1995'te geçirdiği şüpheli trafik kazasında hayatını kaybetmesi de doğal olarak şüpheli bulundu. Işık Hanım, defalarca tehdit edildiklerini dile getirerek bunun bir suikast olduğunu savundu ama soruşturma yapılmadı, trafik kazası algısı verildi. Tıpkı Yunanistan Hükümetlerinin "Batı Trakya’da Türk yoktur, sadece Müslüman azınlık vardır" tezi gibi, bu ölüm de Batı Trakya Türklerinin milli, insani ve vatandaşlık hakları mücadelesinin temel çatışma noktasını oluşturmaya devam edecek görünüyor.
*Lozan’la Gelen Azınlık Statüsü ve Nüfüs*
Batı Trakya Türklerinin sayısı, 1923 yılında Lozan Antlaşması'nda yer alan bilgilere göre 129.120 kişiyken, 1988'e kadar geçen 65 yılda hiç artamadı! Oysa, nüfus doğal artış hızıyla (%2,8 civarı), 500.000'in üzerine çıkmalıydı ama 1990’da yaklaşık 130 ile 150 Bin arasında, 2025’de 150 bin bandında gösterilmiştir. Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) ve Türk derneklerinin verilerine göre günümüzde Batı Trakya'da yaşayan Türk nüfusu 150.000 civarındayken, Yunan resmi verileri daha vahimdir: *Türk" kimliği yerine "Müslüman Azınlık" ifadesi kullanmakta* , *sayı ise yaklaşık 98.000-100.000 civarında gösterilmektedir!.*
*29 Ocak Milli Direnişi: Toplumsal Dayanışma Günü*
Bu tarih, Batı Trakyalıların " *Biz buradayız ve Türküz"* diye haykırdığı kırılma noktasıdır. 1988 yılında Yunan yargısının "Batı Trakya’da Türk yoktur" gerekçesiyle Türk adı taşıyan dernekleri kapatma kararına karşı, binlerce soydaşımız Gümülcine’de toplanarak bu haksızlığa karşı durmuştur.
Direnişin yıldönümünde(29 Ocak 1990), Türklere yönelik şiddet olayları yaşanmış, dükkanlar yağmalanmış, pek çok soydaşımız yaralanmış ama bu tarih, o günden beri hem direnişin hem de acıların anıldığı Milli Direniş ve Toplumsal Dayanışma Günü olarak kabul edilmiştir. 29 Ocak’ta Gümülcine, Dedeağaç, İskeçe başta olmak üzere, Türkiye ve Avrupa'nın çeşitli yerlerinde anma töreni, panel ve mevlitler düzenleniyor, nesillere kimlik bilinci aktarılıyor…
*Şehitlerin İzinde Bir Gelecek*
Türkiye Cumhuriyeti Devleti garantör olarak onları desteklerken, Türk Halkı da STK’larla *Batı Trakya Türkleriyle “Dilde, Fikirde, İşte Birlik" ruhuyla dayanışmalı* ki; sayıları az görülerek hak ve özgürlüklerinin gasp edilebileceği düşünülmesin, kültür birliğimiz korunabilsin. Ayrıca; Lozan'daki imzacı ülkelerde ve Türk dünyasında konuya ilişkin lobicilik yapılmalı; soydaşlarımız ekonomik olarak güçlendirilmeli ki, göç etmek zorunda kalınmasın.
*Dr. Sadık Ahmet’ten Mehmet Emin Aga’ya, İbrahim Şerif’e, isimsiz nice kahramana selam olsun!*