Tarih, sadece geçmişte olup bitenler değil, ders alınmadığında tekerrür eden olaylar silsilesidir. Bu anlamda bugün coğrafyamızda yaşananları anlamak için şöyle bir asır öncesine, Türk Milletine biçilen ölüm fermanı olan Sevr’e bakmak yeterlidir.
Sevr, kâğıt üzerinde kalan sıradan bir anlaşma değil; vatan topraklarımızı etnik ve mezhepsel bölümlere ayırarak bizi vatansız bırakma projesidir. Ülkemiz bugün de aynı plan çerçevesinde ama bugünkü küresel güç olan NATO’daki sözde müttefikimiz ABD tarafından bölünmek isteniyor.
ABD’nin BOP Projesi, Sevr’in Güneydoğu bölgemizi de içine alan Ortadoğu ülkelerinde uygulanış projesidir. Güncellenmiş versiyona karşı en stratejik müdafaa hattımız ise dün olduğu gibi bugün de gelecekte de milli birlik ve beraberliğimiz olacaktır.
DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK
Önceki yazılarda da atıfta bulunduğum Gaspıralı İsmail Bey’in "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarı, işte bu yüzden bugün sadece bir ülkü değil, stratejik mücadelenin açarı; dayanışarak güçlenmenin milli hafızamıza en uygun, en medeni yolu, yöntemidir.
BÖL-YÖNET KISKACI
Osmanlı yönetimi çöküşe giderken dayatılan Sevr ile yasal zeminde tescillenmek istenen İngiliz menşeli “etnik ve dini-cemaat temelli alt kimlikler üzerinden ayrıştır, böl ve yönet" şeklinde planlanmış oyun ile aynı coğrafyada bin yılı aşkın bir süre bir arada yaşamış insanları etnik kimlik boyutuna hapsederken, Türkiye’nin üniter yapısını da felç etmeyi hedeflenmektedir.
Ancak gerçek şu ki, emperyalist ülkelerin masa başında planlayarak çizdiği tabloyu ezici bir çoğunluk reddettiği gibi, haritalara da sığmıyor. Çünkü Güneydoğumuz sadece tek bir kimliğe ait arazi olmadığı gibi, Kürt kökenli vatandaşlarımız da sadece o bölgede yaşamamaktadır. Edirne’den Kars’a, İstanbul’dan Diyarbakır’a kadar Türkiye’nin her bölgesinde beraberiz. Bu nedenle “etle tırnak”, “ruhla beden” gibiyiz. Bunun için Türk Milleti olarak hep birlikte Ay Yıldızlı Al Bayrağımızın da ses bayrağımız olan Türkçemizin de şehitler diyarı bu vatanın da ortak sahipleriyiz; üniter yapımızı hedef alan bu emperyal tezgâhı bozacak güçteyiz. Yine ve yeniden Sevr’i yırtıp atacak iradeyi, toplumsal sorumluluk bilincini göstereceğiz.
HÜKÜMETİN OMUZLARINDAKİ TARİHİ MESULİYET
Bir devleti ayakta tutan kolon adalete olan güvendir. Hükümetten beklenen, bu dış kaynaklı/destekli "ötekileştirme" propagandasına karşı en büyük cevabı, kucaklayıcı bir devlet dili ve adil bir paylaşımla vermesidir.
Liyakat ve Adalet: "İşte birlik" demek, her bir ferdimizin "çalışırsam hakkımı alırım, devletim beni korur" diyebilmesidir.
Kapsayıcı Siyaset: Siyasi dilin birleştirici gücü, dış güçlerin ayırmak istediği kırılma noktalarını kapatacak en büyük güçtür.
Milli Şuur Seferberliği: "ortak ve egemen vatan" bilinci dernek ve vakıfların asli gündemi olmalıdır. Devlet kurum ve kuruluşları, siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri eşgüdümlü davranır, ortak refleks gösterilirse, ‘Milli Direnç Hattı’ güçlenir.
Bu nedenle liyakatin esas olduğu, kimsenin etnik kökeni, inancı, siyasi görüşü, özel şartları nedeniyle kendini dışlanmış hissetmeyeceği "vatandaşlık hukuku" işletilmelidir.
Siyasi partilerimiz, diğer sivil toplum kuruluşlarımız da bu emperyal oyuna karşı panzehir üretmek zorundadır. Mahalleleri ve gönülleri birleştiren köprüler kurulmalı, daha özenli olarak toplumun her kesimine "ortak kader" bilincini taşınmalıdır. Hepimizin Türk Bayrağı altında ve Cumhuriyet değerleriyle daha güvenli yaşayabilmemiz için Türk Milleti harcını yeniden karacak projeler üretilmelidir. Bence en önemli proje; ilköğretim okullarımızdan üniversiteye kadar bütün okullarımızda çocuklarımızı, gençlerimizi kaynaştırmaya yönelik olmalı. Bu genç kitle hem ev halkına, mahalleye, hem de iş yerlerinden esnafına kadar yansıyacak bir aydınlanma sürecini başlatacaktır.
SÖZÜN ÖZÜ: BİR OLMAZSAK YOK OLURUZ!
Buradan hem yetkililere hem vicdan sahibi kanaat önderlerine sesleniyorum: Dışarıdan kurgulanan kimlik siyasetine karşı tek ve güçlü sığınağımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu ve eşit vatandaşı olmaktır. Bu oyunu bozmak ve üniter yapımızı korumak hepimizin vatandaşlık görevidir; çocuklarımızın, torunlarımızın sağlıklı, huzurlu ve aydınlık geleceği buna bağlıdır. Aile içi kırgınlıklarımızı, kızgınlıklarımızı bir yana bırakıp, yaralarımızı sarma vaktidir. Birbirimize bakınca farklarımızı değil, bin yıllık ortak tarihimizi, sevinçte ve kederde birleştiğimiz kardeşliğimizi düşünerek "bir, iri ve diri" olacağız.