Türk futbolunun kanayan yaralarından biri de ilk faturanın teknik adamlara kesilmesi. Sezon başlar, iki maç kaybeden takımın taraftarları fişeği ateşler, yönetimler de gereğini yapar. Kestirme yol tercih edilir, çare hoca değişikliğinde aranır. Sonra o hoca değişikliklerin ardı arkası kesilmez. Asıl sorun yönetimlerin kötü olmasında ya da oyuncu kadrosunun yetersizliğindedir ama sıra onlara gelene kadar iş işten geçer, sezon sona erer.
En yakın örneği Ankaragücü. Geçen sezon Cihat Arslan, Kenan Koçak, Kemal Özdeş, Mustafa Dalcı “ takımı şampiyon yapsın” diye getirildi, olmadı. İşler sarpa sardı, belki play-off grubunu yakalar diye Mesut Bakkal çağrıldı, macera 4 maçta 1 puanla neticelendi. Takım düşme hattına inince bu kez “kurtarıcı” olsun diye Mustafa Kaplan iş başı yaptı, 3 maçta 3 galibiyete rağmen, o 9 puan bile Ankaragücü’nü ligde tutmaya yetmedi.
Bir sezonda bir hoca değişikliği belki yapılabilir ama 6-7 hocayla tamamlanan bir sezonda başarı beklemek zaten hayaldi. Çünkü yanlış olan hocalar değil, kötü yönetimdi. Taraftarların iki maç kazanamayan hocaları protesto edip istifaya çağırması da o kötü yönetimlere gaz verdi, can simidi oldu. Misal ikinci hoca olarak göreve gelen Kenan Koçak’a biraz sabredilse, belki şampiyon yapamazdı ama hiç değilse takım küme düşmezdi.
Ve geliyorum içinde bulunduğumuz sezona. Ankaragücü’nün de Gençlerbirliği’nin de kadro kaliteleri bulundukları ligler için yeterli değil. Kırmızı siyahlı yönetim transferde hatalı hamleler yaptı, futbolu geride bırakmış yabancıları kadrosuna kattı. Sarı lacivertlilerin ise eli kolu bağlı, çünkü transfer tahtası kapalı. Yönetim ise yıldızının bir türlü barışmadığı Mustafa Kaplan ile yolları ayırdı. Mevcut kadroyla 7 değil, 8 kez teknik adam değiştirseniz, hayal ettiğiniz sonuçlara ulaşamazsınız. O nedenle, bari bundan sonra istikrarı korumayı deneyin, tekrar tekrar değişikliğe gitmeyin. Belki o yöntem takımı şampiyon yapmasa da ligde tutar.