Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, 2018’de yürürlüğe girdi. Yasal olarak bir kişinin iki kez cumhurbaşkanı seçilebileceği öngörüldü.

Erdoğan 2014 ve 2018’in ardından 2023 seçimiyle birlikte üçüncü kez aday oldu ve cumhurbaşkanı seçildi. Üçüncü kez adaylığın iktidara göre gerekçesi; eski anayasa hükümlerinin geçerli olamayacağı idi. Hukuk adamları ve muhalefet ise buna şiddetle karşıydı. Lakin Erdoğan’ın dediği oldu.

Gelelim günümüze. Şimdi Tayyip Bey dördüncü kez aday olarak seçilmenin hesaplarını yapıyor. Eğer seçimler zamanında yani 2028’de yapılırsa aday olamıyor. Mevcut yasalar ekseninde Erdoğan’ın aday olması için erken seçim kararı gerekiyor. Meclis tarafından alınacak erken seçim kararı Erdoğan’ın yeniden adaylığı için formüllerden biri.

Başka neler olabilir?

İlk olarak, Anayasa’nın 101. Maddesi değiştirilerek iki dönem kuralı kapsam dışı bırakılabilir. Ama bu çok zor olasılık.

Diğer seçenek; ‘Parlamenter Sistem’e dönüş ekseninde cumhurbaşkanı adaylığı yeniden şekillendirilebilir. Cumhurbaşkanı’nın görev süresi 7 yıl yapılabilir. Hatta yeniden ‘Meclis’in seçmesi’ yöntemine dönülebilir. Bu takdirde 2023’de seçilen Erdoğan’ın 2028’de bitecek görev süresine 2 yıl daha ilave edilebilir. Erdoğan artı 2 yıl daha görevde kalabilir. Yani 2030 yılına kadar 5 yıl daha Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olacağı bir formüle kapı aralanabilir.

Bu ihtimal akla merhum Demirel’in görev süresinin uzatılması esnasında cereyan eden tartışmalara benzer bir sonuç doğurabilir. Demirel'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin Anayasa değişikliğine Meclis onay vermemişti. Yasa teklifinde 403 milletvekilinin imzası olmasına karşın gizli oylamada Demirel sadece 303 oy alabilmişti.

‘Parlamenter Sistem’e dönüş için muhalefetin desteği ise şart. Muhalefet buna razı olur mu? CHP belediyelerine yapılan operasyonları dikkate aldığımızda ‘acaba iktidar muhalefeti buna zorlamak için mi operasyonları yapıyor?’ sorusu da akla gelmiyor değil.

Erdoğan’ın en çok istemeyeceği şeylerin başında mevcut sistemde muhalefete kaybetmek gelir. Zira o zaman bütün güç ve yetki rakiplerinin eline geçer. Böyle bir durum ise Erdoğan ve AKP için kabus olur. O nedenle iktidarı rakiplerine kaptırsa da, güç ve yetkinin dağıtıldığı bir sistemi tercih eder. Parlamenter sistemle seçime gidilirse, AKP yenilse bile Meclis’te belli bir çoğunluğa sahip olacağından kendi açılarından tehlikeyi asgariye indirgemiş olacaklardır. Hele bir de koalisyon ortağı olabilirseler o zaman değmeyin keyiflerine.

AKP’liler, koalisyon ortaklığı için Kemal Kılıçdaroğlu’nun başında olacağı bir CHP’yi mi yoksa Muharrem İnce’nin Genel Başkan olduğu bir CHP’yi mi tercih ederler? Bunun yanıtını zamanla öğreniriz.

Özgür Özel belediye operasyonlarına engel olamadı ama söylemleri oldukça sert. CHP’de muhtemel bir lider değişikliği olmasından sonra, içeri alınan başkanların salıverilmesi yeni CHP liderinin popülerliğinin artmasına yol açar herhalde.

Tayyip Bey ve AKP’nin şu andaki birincil derdi ‘görev süresi mi?’ diye sorarsanız yanıtım; ‘hayır’ olur. Gözlemlediğim kadarıyla Erdoğan’ın şu anki en mühim problemi; Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan ve adına ‘Terörsüz Türkiye’denilen, geçmişte ise ‘çözüm süreci’ diye adlandırılan süreç.

Erdoğan ve AKP’nin CHP’li belediyelere, kanunların altını da oyarak başlattığı operasyonların hedefi ; CHP’yi de bu ‘yeni çözüm süreci’ne ortak etmek olabilir. Tayyip Bey böyle bir projeyi CHP’siz hayata geçirmenin hem zor olacağı hem de çok büyük sıkıntılar doğuracağını öngörüyor kanaatindeyim.

Anormal günler yaşıyoruz. Herkese lazım olan hukuk ortalarda görünmüyor. Sağduyu sahibi olanlar mevcut kavganın sürdürülebilir olmadığının farkında. Ekonomiye bedeli şimdiden 100 milyar doları geçtiği ifade ediliyor. O halde ‘bir uzlaşma olacak’ veya ‘kavga savaşa evrilecek’ diyebiliriz. Tayyip Bey bu hızla işi Özgür Özel’i hapse atmaya, CHP’yi kapatmaya kadar götürmeyi mi düşünüyor acaba?

ABD – Rusya aşkı!

Perşembe günü Berlin’de önemli bir buluşma vardı. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi uzun bir görüşme yaptı. Çinli Bakan’ın o görüşmede ‘Rusya'nın Ukrayna savaşında kaybetmesini kesinlikle kabul edemeyeceğini’ ifade ettiği gelen haberler arasında.

Peki Çin neden Rusya’nın kaybetmesine karşı?

Cevabı basit!

Savaş biterse veya Ruslar kaybederse o zaman ABD’nin tek hedefi Çin olacak. Yani ABD’nin bütün gücüyle Çin’e odaklanmasının önünde engel kalmayacak. Bu da gösteriyor ki, Çin, Rusya’yı kendi çıkarlarını korumak için destekliyor. Ve perde gerisinde ise savaşın sürmesini arzu ediyor.

Halbuki Çinlilerin resmi açıklamalarında durum farklı. Sürekli şöyle diyorlar:

“Çin, Ukrayna sorununun bir tarafı değil. Çin'in Ukrayna krizine ilişkin pozisyonu nesnel ve tutarlıdır, yani müzakere, ateşkes ve barış. Uzun süreli bir Ukrayna krizi kimsenin çıkarına hizmet etmez.”

Stalin 2. Dünya Savaşı’nda Hitler’i bozguna uğratmıştı. O dönem ABD, Ruslara hem teçhizat hem maddi katkı vermişti. Bu yardımlar arasında yüzlerce uçak da vardı.

Ama Putin’den öğrendik ki Ruslar çok daha önce Amerikalılara yardım etmişler. Putin, görevde 25. yılı nedeniyle hazırlanan belgeselde bu hususu şöyle anlattı:

“ABD'yle çok uzun bir süre boyunca her zaman çok iyi ve kendine özgü ilişkilerimiz oldu. Onların İngiltere'den bağımsızlık isteklerini destekledik. Onlara fiilen silah sağladık ve para yardımında bulunduk. Daha sonra Kuzey-Güney İç Savaşı sırasında Kuzey'i destekledik.”

ABD ile Rusya arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için perde arkasındaki tarihi notları gözden uzak tutmamak gerekir…