Kentleşmede bazı gerçekler vardır… En önemlisi yapılması düşünülen çok katlı binaların zemine oturtulmuş biçimidir… Yıllar önce bir mimar arkadaşla sohbet ederken bana söylediği cümle hala aklımda… “Rüzgarın yönünü tam kavrayarak binayı, rüzgar esintisini kesmeyecek biçimde yapmamız gerekir” demişti.. O günler için bana biraz abartılı bir söz gibi gelmişti..
Ama aradan geçen yıllar ve gördüğüm çok katlı binaların bir duvar gibi rüzgarın esme yönü dikkate alınmadan yapılmış olması, o mimar arkadaşın sözlerinde ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkardı….
Boş bir arsaya imar verilirken dikkat edilmesi gerek bir konu da yakındaki binaların en fazla kaç kat olduğunu bilmektir.. Mesela yıllar önce Yenimahalle de binalara verilen dört kat iznini fazla ciddiye almamıştım. Binaları iki kat yükseltmenin çevreye fazla bir etkisi olacağını tahmin etmemiştim… Ama bu günlerde gittiğim Yenimahalle de bu kararın ne kadar yanlış olduğunu görüyorum… Bir anda bütün ihtiyaçlar iki katına çıkmıştı…. Yenimahalle’nin girişinde bulunan ve belediyenin kullandığı bir alan insanların nefes olmasına büyük destek oluyordu.. Orada da yüksek yüksek binalar yükselmeye insanın ruhunu karartmaya başlamış… En korkunç yapılaşma ise EGO Otobüs dairesi ile Fen İşleri Daire başkanlıklarının bulunduğu alanın boşaltılmasından sonra burada burun buruna yükselen çok katlı binalar bir yüz karası olarak yansıyor…
Bunun gibi kentin değişik yerlerinde bulunan boş araziler, sahipleri hatırlı kişiler olan veya belediye tesislerinin boşaltılarak buralara çok katlı binalar için yol verilmesi Ankara’nın kalbine sokulan hançerden başka bir şey değildir…
Keçiören Ovacık yöresi insanların mücadele verdiği ve çok katlı yapılaşmayı engellemeye çalıştığı günlerde bir kişinin öldüğü bölge. Bugün bu bölgede çok katlı binadan geçilmiyor. Aslında sakin ve insanların birbiriyle kardeş olup sokak kültürünü yaşattığı bir bölge olabilirdi.. Yenimahalle’nin Demetevler semtinde imarın gelmediği günlerde kaçak yapılarla bugünkü yaşanılamayacak haline dönüştü.. Çankaya bölgesinde de böyle yerler oldukça fazla… Zamanında hiç zorlanmadan gördüğümüz karını seyrettiğimiz Elmadağ’ı da seyretmek artık hayal oldu….
Demem o ki boş alanları planlarla masa başında değil yerinde de görelim ve ona göre planlayalım.. Belki yerinde gördüğümüzde aklımıza daha güzel fikirler gelebilir… Kağıt üzerinde yapılan düzenleme de konut alanı, park, Pazar yeri diye ayırdığımız yerlere, görerek çok daha güzel fikirler geliştirebiliriz…
Bilinçsizce yapılan çok katlı binaların bazılarının cam kaplamalı yapılması da ayrı bir felaket… Güneş ışınlarını yansıtan bu camlar da ısının aşırı derecede artmasına neden oluyor… Bir bölgede imarla ilgili çalışma yapılacaksa düşündüklerimizi değil, çevreye ve doğaya uygun olanlarını yapmak kaçınılmaz bir sorumluluktur… Bölgelerin sosyal ve kültürel yapısını bir karar ve imza ile değiştirmekten vazgeçmeliyiz. Bunu dikkate almamız Anayasanın değişmez maddesi gibi olmalıdır…