ABD ve İngiltere, Suriye'de yaşayan vatandaşlarına ‘derhal ülkeyi terk etmeleri’ konusunda uyarı yaptı. Alman İçişleri Bakanı ve Avusturya İçişleri Bakanı Şam ziyaretlerini iptal etti. Batılı istihbarat servisleri Suriye'deki durum için ‘kırmızı alarm’ verdi.

İsrail zaman zaman Suriye’yi vuruyor. Başka bir ülke topraklarında operasyon yapıyor. Ve Türkiye ile İsrail’in Suriye sahasında çatışma tehlikesi söz konusu.

Türkiye ve Somali arasında ‘Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması’ anlaşması imzalandı. Türkiye’nin bu ülkede önemli bir üssü var. Ayrıca Türkiye, Somali karasularını on sene koruyacak. Türkiye bu anlaşmayla, Afrika Boynuzu denilen bölgede varlık gösterdiğini ilan etti. Tabi avantajlar kadar riskler de oldukça fazla. 

Nitekim ayrılıkçı eş-şebab örgütü son haftalarda terör eylemlerini artırdı. ABD’nin Somali’ye mali yardımı kesmesi dikkat çekerken İran, BAE, İngiltere, Etiyopya’nın eş-şebab’a destek verdiği iddiaları gündemde.  Şu aralar  eş-şebab’ın başkent Mogadişu’ya büyük bir saldırıya hazırlandığı söylentisi var.

Türkiye, Sudan ile de yakın ilişki içerisinde. Askeri destek veriliyor. Sudan’da milli ordu ile RSF denilen ayrılıkçı örgüt arasında çatışma var. Sudan Ordusu, geçen hafta Başkanlık Sarayı’nı RSF’den geri aldı. Daha sonra Hartum Havaalanı’ndan da RSF sökülüp atıldı.

Trump Grönland’ı almakta ısrar ediyor. İran’ı bombalamakla tehdit ediyor. 

Avrupa ve İngiltere, Rusya- Ukrayna savaşında daha belirgin destek veriyor. İstanbul’daki barışı bozan İngiltere şimdilerde Rusların baş düşmanı haline geldi. İngilizler sıfır riskle Rusya’ya ölüm ihraç ediyor. Savaşın yayılma olasılığı yükseldi.

Bunlar bir çırpıda aklımıza gelenler. Buzdağının görünen yüzünden yansıyanlar. 

Biz içerde taht kavgasına tutuşan iktidar ve muhalefeti izlerken dibimizde, en büyük dert alanımız Suriye’de tansiyon yüksek. Stratejik ilişkimiz olan Somali-Sudan gibi kritik ülkelerde gerilim var.

İçerde birlik ve dirlik olduğunda bu dış politikaya da olumlu yansır. Bunu herkes bilir. İktidardakiler hukuku zorlayarak İBB operasyonu yaptı. İçerde ciddi bir kaynama yaşandı. Peki bu mevki- makam sevdasına değdi mi? Yazık olmadı mı bu ülke ve insanlarına? Egemenlik milletindir, bizim iktidar cenahı milletin elinden egemenliğini almaya kalktı. İktidarın ‘milli irade’ anlayışının sakatlığı da böylece belirgin hale geldi. 

Musavvat Bey'in iftarı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, parlamento muhabirleri ile iftarda buluştu. Adres Balgat’taki Hüsrev Lokantasıydı. Hüsrev’in açılışını merhum Başbakanımız Mesut Yılmaz yapmıştı. Ve bende oradaydım.

Dervişoğlu yemeğin ardından gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulundu. Meslektaşlarımızın sorularını yanıtladı. 

Dervişoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yanlışlığını dile getirdi. Bu sistemin her yöneticinin  ahlakını bozacak nitelikte olduğunu söyledi. ‘Kollektif kötülüğü meşrulaştıran sistem’ tarifi yaptı. Parlamenter sistem arzusunu dile getirdi.

Şöyle devam etti:

"Bu sistem başta Cumhurbaşkanı olmak üzere iktidar grubunun iştahını kabartıyor. Siyasi rakiplerine her türlü şeyi yapabilecek bir kudretin sahibi olarak görüyorlar kendilerini. Savaş meydanlarında bile gazetecilere müsamaha gösteriliyor ama bugün gazeteciler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Devletin kurumlarının, gazeteleri ve televizyonları tehdit ettiğine şahit oluyorsunuz. Siyasetin üzerindeki yargı kılıcı, 'Demokles’in kılıcı' gibi sallanmaya devam ediyor. İstanbul'da yaşananlar hukuk garabetidir. Burada işlenmiş bir suç söz konusu olsa, o kadar insan meydana gelmez. Suç için kimse birini korumak için meydanları doldurmaz.”

Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması ile başlayan olayları değerlendiren Dervişoğlu, gençlerin duruşuna dikkat çekerek şu yorumu yaptı:

“Bu toplumun gençlerden başka güvenecek hiçbir şeyi yok. Onların sokağa çıkması benim için hiç sürpriz olmadı. Türk gençliği kendisine emanet edilen Cumhuriyeti koruyup kollama görevini üstlenecek bir birikime sahip olduğunu ortaya koydu. Yarın da bu böyle devam edecek. Tek tesellim şu; gençler bizim zamanımızdaki gençler gibi değil, daha sorumlu davranıyorlar. Marjinal grupların içlerine sızmalarına izin vermeyecek bir sorumluluk duygusuyla hareket ediyorlar.”

Dervişoğlu, Erdoğan'ın, 'Turpun büyüğü heybede' demesine tepkisini de şöyle özetledi:

“Bu doğrudan doğruya şantajdır. 'Ailelerinin yüzüne bakamaz' demek nedir? Bu şimdi 2011 yılındaki kaset kumpaslarını hatırlatmıyor mu? Ne demek ya, ailelerinin yüzüne bakamazlar? Bir cumhurbaşkanı, hem de mübarek gün, onun da evlatları var. İnsanlar bize evlatlarını emanet ediyor. Bu lafı ederken çok doğru düşünülmesi icap ediyor, özellikle de cumhurbaşkanıysa.”

NOT: Bayramınız kutlu olsun…