“Bir yerel mahkemenin tek hakimi tarafından kayyum davası sonuçlanmıştır. Bu kayyum davası Türkiye siyasetine nasıl olağandışı yollardan müdahale edilebildiğinin çok açık kanıtıdır."*
Bu sözler İstanbul il başkanlığına kayyım atanan, 15 Eylül’de görülecek davayla genel merkezi de kayyım riskiyle karşı karşıya bulunan CHP’de siyaset yapan bir kişiye ait değil. Bu sözler Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un sözleri. Ama bugün değil tam 15 yıl öncesinden.
Yıl 2010. Bugün AK Parti’de siyaset yapan, Meclis Başkanı Kurtulmuş o dönem Saadet Partisi’nin genel başkanı. Ancak Kurtulmuş partiden elini çekmeyen Necmettin Erbakan ve yakın ekibi ile karşı karşıya. Olaylı bir kurultayda liste savaşını kazanarak yeniden genel başkan olsa da rahat çalışma imkanı bulamıyor. Gazetelere “İftar kavgası” olarak yansıyan saldırılar yaşanıyor. Olaylı kongre de usulsüzlük iddiasıyla iptal edilmesi için yargıya taşınıyor. Ve mahkeme önümüzdeki günlerde CHP’nin de yaşayabileceği gibi kayyım kararı veriyor. Ankara’da bir asliye sulh hukuk mahkemesi, tek bir hakimin imzasıyla Saadet Partisi’ne 3 kişiden oluşan kayyım atıyor.
Kayyum kararını eleştiren Kurtulmuş yazının girişinde kurduğu cümleleri, “Bu artık Saadet Partisi ve Numan Kurtulmuş’un değil tüm Türkiye siyasetinin meselesidir” diyerek devam ettiriyor, “Artık bu yapı içerisinde siyaset yapma imkanı kalmadı” sözleriyle istifa ediyor. İstifanın hemen ardından HAS Parti’yi kuran Kurtulmuş kısa bir süre sonra AK Parti’ye katılıyor.
Kurtulmuş istifa ederken kendisine çatal bıçak fırlatılan iftar yemeğinde gönül bağının koptuğunu anlatmış, kayyım için de “bardağı taşıran son damla” demişti. Çatal-bıçak fırlatılan o masada oturan siyasetçilerden biri de bugün CHP Parti Meclisi üyesi olan Emine Uçak.
Emine Uçak, siyasete adım attığı ilk deneyimde, örneği bir elin parmaklarını geçmeyen kayyım uygulamasını deneyimlemiş bir siyasetçi. Kayyımı kabul etmeyerek istifa eden Uçak da Kurtulmuş ile birlikte HAS Parti’de yer aldı ama Kurtulmuş’un AK Parti’ye katılmasının ardından asıl emek verdiği gazeteci-yazarlığa, sivil topluma, kadın mücadelesine döndü.
CHP’nin 38. Olağan Kurultayına açılan iptal davasını boşa düşürmek için yaptığı 6 Nisan 2025 Olağanüstü Kurultayı Emine Uçak’ın yeniden siyasetle organik bağ kurduğu kurultay oldu. İstanbul’da tutuklu belediye başkanı Ekrem İmamoğlu döneminde kurulan Reform Enstitüsü’nde çeşitli çalışmalar yaparken 5 ay önceki bu kurultayda Parti Meclisi’ne seçilen Uçak, değişimci ekibin parçası oldu. Ancak Uçak ikinci siyaset denemesinde de bir kez daha partisine kayyım atanma ihtimali ile karşı karşıya kaldı.
CHP’nin 102. yaşını kutladığı resepsiyonda sohbet etme şansı bulduğumuz Uçak ile geçmiş kayyım sürecini ve bugünü konuştuk. Önce belediyelere, ardından partiye yönelen “yargı kıskacı”nı birbiriyle bağlantılı değerlendiren Uçak’a göre amaç 2019 seçimleri sonrası büyüyen ve her geçen gün iktidar olmaya yaklaşan “başka bir siyaset ihtimali”ni yok etmek.
Uçak, “Bu yargı baskısıyla veya cezaevi süreçleriyle karşı karşıya bırakılan partinin demokrasi, adalet mücadelesi veremeyeceğini, siyaset yapamayacağını düşünüyorlardı. Ama CHP vazgeçmedi. Bir yandan mücadelesini sürdürüyor diğer yandan çözüm önerileri ortaya koyuyor, parti programını yeniliyor. İktidar vatandaşı bu yaptıklarına ikna da edemiyor. Ne zaman bir moral üstünlük kazanılsa yeni bir hamle yapmaya çalışıyorlar. Kimi yargı eliyle kimi transferlerle yürütülüyor. Bunlar ilk değil ama daha önce bu kadar olmamıştı. Yeni bir hikaye yazamayan iktidar son on yıldır tahakküm ile tutunmaya çalışıyor” diyor.
CHP İstanbul il başkanlığına kayyım atanması, atanan kayyımın binaya girişi sırasında verilen polis desteği çok tartışıldı. Partililere ve milletvekillerine gaz sıkıldı. Bina son gelen görüntülere göre bir polis karakoluna çevrilerek parti üyelerine kapatıldı. Ne kayyum atama kararı ne de milletvekillerine gaz sıkılmasının ardından, benzer süreçlerden geçmiş, bugün de konumu itibariyle üyelerini koruması gereken Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’tan bir açıklama gelmedi.
Bu durumu hatırlattığımız Uçak, geçmişte benzer sorunları yaşayan siyasetçilerin bugün yaşanan sorunu “Parti içi kavga” gibi geçiştiremeyeceğini söylüyor. Kurtulmuş’un geçmişte kullandığı ifade gibi, “Bu CHP, İmamoğlu, Özel meselesi değil, Türkiye meselesidir” diyor.
Bugün yaşadığı duyguyu “Tarihin doğru tarafında olma hissi” sözleriyle açıklayan Uçak şunları söylüyor:
“YSK böyle tartışmalı bir alana girmeyip mahkemeler yoluyla bunun yapılmasına göz yumarsa o zaman gücü her eline geçiren başka bir şey yapar. Demokrasi hukukun üstünlüğü kalmadı. Nöbetleşe zalimliklerin yaşandığı bir ülke. Gücü kim eline geçiriyorsa, bu gücü kendi çıkarları için kullanmaya çalışıyor. CHP meselesi değil, Türkiye meselesi. O zaman da Numan Kurtulmuş meselesi değil, Türkiye meselesiydi. Bu da İmamoğlu, Özgür Özel meselesi değil, Türkiye meselesi.”
Uçak’ın “Nöbetleşe Zalimlik” sözleri çarpıcıydı. Bu sözler aklıma akademisyenler Oğuz Işık ve Melih Pınarcıoğlu’nun 2001 yılında yazdığı "Nöbetleşe yoksulluk” adlı kitabı getirdi. İstanbul Sultanbeyli örneği üzerinden kent yoksullarına mercek tutan kitapta eşitsiz güç ilişkileri üzerinden yoksulluğun kuşaklar arasında nasıl yeniden üretildiği anlatılıyor. “Nöbetleşe zalimlik” ifadesi de belki akademide yeni bir çalışma başlığı olur.
Uçak “Geçmişte benzer mağduriyet yaşayanların iktidar olduklarındaki sessizliği size ne hissettiriyor” sorusuna da yanıt verdi. Sözleri çarpıcıydı:
“Güç elde etmeden hakkı hukuku korumak kolay. Asıl sınanma gücü elde ettiğinde savunduklarındır. Herkesin kendi imtihanı. Buna maruz kaldıklarında yanlış olduğunu söylüyorlardı. Bugün de vicdanlarında bunu kabul etmediklerini düşünüyorum. Ama şimdi siyaset yaptıklarınız bunu yaparken ne diyeceğiniz önemli.”
Uçak’ın imtihan sözleri önemli. Bakalım Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş bu yeni imtihanı nasıl geçecek.
*https://www.hurriyet.com.tr/gundem/kurtulmus-spden-istifa-etti-15911879