Mağrur olur, ilim irfan sahibi insan. Bildikçe sadeleşir, güçlendikçe sakinleşir, dinledikçe öğrenir, öğrendikçe anlatır. Hayatımızı bir sınav diye düşünürsek,  bu erdemin boş hanesi yoktur, ne dinlerken ne söylerken… Etme bulma dünyası ise yaşadığımız, gösterdiğimiz ilk meziyet ‘tevazu’ olsa sizce karşılığında ne buluruz?

Bir nehir düşünün… Sessizce akar, gürültü çıkarmaz, taşları döverek şekillendirir ama asla kibirlenmez. Nehrin içinde güç ve derinlik vardır; fakat su, alçaklara akmayı seçtiği için nihayetinde denize ulaşır. İşte tevazu da böyledir. Kendi yüksekliğini kanıtlama ihtiyacı hissetmeden, derinlik kazandıkça alçalır ve gerçek gücüne ulaşır.

Lao Tzu der ki: “Gökyüzünün altında en yumuşak olan şey, en sert olanı yener.” 

Su, sert kayaları bile aşındırırken kendi varlığını kanıtlamak zorunda değildir. İnsanoğlu için de böyledir. En güçlü olan, en çok ses çıkaran değil; en çok dinleyendir ve erdem sahibidir. Gerçekte büyük olan, aslında kendini büyük göstermeye ihtiyaç duymayandır.

Çeşit çeşit insanla karşılaşırız hayatımızda. Bazen kalemin rengi aynı olur ama aynı satırı paylaşamazsınız. Birlikte hareket edebilme adına, aynı dili konuşabilmek de bunun gibidir. Aynı paralele oturmadıkça, anlam kazanmaz, ekleşemezsiniz. Kendinizle barışık olmazsanız, başkalarıyla da uyumlanma şansınız kalmaz.

Tevazu, içsel gücün, özgüvenin ve bilginin en rafine hâlidir. Gerçekten bilen insan, ne kadar az bildiğini fark eder ve bu farkındalık ona derin bir alçakgönüllülük kazandırır. Oysa cehalet, kendini bilginin zirvesinde sanmanın yanıltıcı perdesiyle gizlenir. 

“Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” demiş Sokrates.

İnsanları dinleyebilmek, her fikre açık olmak, kendini sürekli sorgulamak ve öğrenmeye devam etmek; tevazunun eyleme geçmiş hâlidir. Kendi başarılarımızı büyütmeden, başkalarının başarılarını küçümsemeden yaşayabilmek; hem karakterin hem de ruhun inceliğini gösterir. İdrak gücü, önemli bir mertebedir ve varoluşun bir tezahürüdür. 
Ne yazık ki tevazu, bolca zaman yanlış anlaşılabilir. Sessiz bir bilge yerine, iddiasız bir insan olarak görülmek mümkündür. Fakat asıl mesele, tevazunun dışarıdan nasıl göründüğü değil; kişinin iç huzurunu nasıl inşa ettiğidir.

Tevazu insan olma kılıcının kını gibidir. 

Zor zanaattir vesselam, emek ister, sabır ister, us ister. Bilgelikte saklıdır ilmi, yaşadıkça anlam kazanır, öğrendikçe pekişir. 

Tevazu, gücün, bilginin ve başarının sessiz ama en etkili göstergesidir. Hayatta ne kadar ileri gidersek gidelim, geriye dönüp kendi eksiklerimizi görebilmek ve bunları kabul edebilmek gerçek olgunluğun işaretidir.

Tevazu, yalnızca bir erdem değil, aynı zamanda bir hakikattir. Çünkü evrenin sonsuzluğu içinde, bir toz zerresi kadar bile yer kaplamayan varlığımızla, insanın kendini büyük görmesi, yanılgıların en büyüğüdür. 

Koca bir çınar gibi, köklerimiz ne kadar derine inerse, gövdemiz o kadar sağlam olur. Ama en yüksek dallarımız bile göğe ulaşamaz; çünkü gök, yalnızca eğilmeyi bilenleri yücelten bir aynadır. Eğer bir bardak doluysa, içine yeni bir şey ekleyemezsiniz. Ancak tevazu gösterip, eksikliğinizi kabul ederseniz, öğrenmeye ve gelişmeye açık hale gelirsiniz. O yüzden zeki insan, zihnini ve gönlünü hep boş bir kase gibi tutar. Her yeni damlayı alabilecek bir teslimiyetle yaşar.
Tevazu, sessiz olmak, geri çekilmek ya da kendini gizlemek gibi algılanmamalıdır. Tevazu, kendi ışığını söndürmek değil, o ışığın başkalarını kör etmemesini sağlamaktır. Güneş bile, en parlak anında ışığını yayarken kibirlenmez. Çünkü onun ışığı, sadece kendi varlığı için değil, başkalarını da aydınlatmak içindir. 

İnsan, tevazuyu öğrendiğinde, denizle damlanın aslında aynı şey olduğunu fark eder. Büyük bilgelik, büyük sessizlikle gelir. Sessizlik, derin bir iç görüye, derin iç görü ise tevazuya açılır. Tevazu, insanın kendini sadece başkalarından üstün görmemesi değil; herkesten öğrenebileceğini de kabul etmesidir. Bu erdem, uzun vadede insanı daha derin bir tatmine ve gerçek saygınlığa götürür.

“Gerçek bilgelik, insanın ne kadar az şey bildiğini fark etmesiyle başlar.” der Sokrates.

Birikimle oluşur, donanımla şekillenir ‘tevazu’. Bir boksör, nasıl sokakta kavgadan imtina ediyorsa; bir şair, okuma yazma bilmeyene eserini nasıl yazılı sunmuyorsa; beceri, zeka veya meziyetlerimiz geliştikçe, kullanım alanları da kalite terazisi dengesinde özelleşir.

Tevazu, yani alçakgönüllülük, günümüzde hem bireysel hem de toplumsal hayatta önemli bir erdem olarak öne çıkıyor. İş dünyasından sanata, spordan siyasete kadar birçok alanda tevazunun örneklerini görmek mümkün. Örneğin; koskoca bir konser alanında, saatlerce eserlerini seslendiren sanatçımız Neşet Ertaş’ın, ceketini çıkartmak için hayranlarından izin istemesi, günlük hayata dair tevazunun  en belirgin örneklerinden birisidir.