Eylül 2026’da “Ailem Güvende” adı altında yürütülen süreçte yüzlerce sosyal medya hesabı ve internet sitesine erişim engeli getirildi. Açıklanan bilgilere göre kadın ve LGBT örgütleri, insan hakları kuruluşları, üniversite toplulukları, bağımsız medya organları ve gazeteciler de bu kapsamın içine alındı.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun X hesabı da Türkiye’den erişime kapatıldı.

TKDF kadınları ve çocukları şiddetten korumak, hak ihlallerini görünür kılmak ve adalete erişimi sağlamak için 1976 yılından bu yana çalışan bir örgüt. Yıllardır şiddete maruz kalan kadınların sesini duyuruyor; çocukların güvenliği, dijital istismarın önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele ediyoruz. 2007 yılından beri 7/24 çalışan bir ev içi şiddet acil yardım hattı ile kadına yönelik şiddete maruz kalanın ve istismara uğramış çocukların yanında olmaya çalışıyoruz .Böyle bir yapının “kamu düzeni” olarak adlandırılan aile ve çocukların korunması gerekçesiyle susturulmaya çalışılması yalnızca çelişkili değil, aynı zamanda son derece düşündürücüdür.

Çünkü aileyi korumak; aile içinde yaşanan şiddeti gizlemek değildir. Çocukları korumak; istismara uğramışlara yardım edenlerin sesini kısmak değildir. Kamu düzenini korumak adı altında hukuka uygun biçimde çalışan dernekleri, gazetecileri ve hak savunucularını ağır suç iddialarıyla aynı torbanın içine koymak hiç değildir.

Elbette çocuk istismarı, uyuşturucu ticareti, fuhuş ve müstehcenlik iddiaları titizlikle soruşturulmalıdır. Ancak gerçek suçlarla mücadele etmek, yasal faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarını suçla ilişkilendirmenin gerekçesi olamaz. Suç kişiseldir; sorumluluk somut delille belirlenir. Bir kurumun bütün hesabını veya internet sitesini erişime kapatmak, suç oluşturduğu ileri sürülen belirli bir içeriğin kaldırılmasının çok ötesinde sonuçlar doğurur.

Hesabın tamamı kapatıldığında yalnızca bir paylaşım değil; yılların hak mücadelesi, kamuoyuna yapılan çağrılar, şiddete maruz kalan kadınlara sunulan bilgiler ve yardım mekanizmalarına erişim de görünmez hâle gelir. Bu nedenle erişim engellerinin hukuka uygunluğu kadar gerekli ve ölçülü olup olmadığı da sorgulanmalıdır.

Çok uzun yıllardır sahada ensest çalışan bir örgüt olarak elde ettiğimiz verileri yayınlarken de ahlaksızlıkla suçlanmıştık. Yapanın makbul kabul edildiği ortaya çıkaranın ahlaksız ilan edilerek sorgulandığı Türkiye de bugün de aynı mantıkla iş yürütülüyor olması çok acı.

Öte yandan Uluslararası fonlardan yararlanmak da tek başına suçun veya şüphenin gerekçesi olarak yansıtılamaz. medyada boy boy kim ne kadar fon aldı paylaşımları İle STK hedef haline getirilmemelidir. Ülke olarak para katkısı koyduğumuz bir yapıdan hibe almanın neresi yanlış? O aldı, şu bu kadar aldı diye ayrımcılıkla STK suçlamak yerine Şeffaf biçimde kayda geçirilen, denetlenen ve amacı doğrultusunda kullanılan hibelerin sivil toplumun dünyadaki olağan çalışma araçlarından biri olduğunu anlatmak gerekiyor.

Devlet politikalarının merkezine aileyi yerleştirmek, tek tip bir aile tanımı üzerinden farklı yaşam biçimlerini ve hak mücadelelerini baskılamak anlamına gelmemelidir. Aileyi gerçekten güvende tutan şey sessizlik değil; şiddetin önlenmesi, çocukların korunması, kadınların eşitliği, bağımsız yargı ve etkili sosyal politikalardır.

Bugün sorulması gereken soru açıktır:

Şiddeti, istismarı ve hak ihlallerini görünür kılan örgütlerin sesini kesmek kimi korur?

Başkanlığını yaptığım Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu olarak ellinci yılı idrak ettiğimiz bugünlerde hukukun, eşitliğin ve yaşam hakkının yanında duruyoruz. durmaya da devam edeceğiz Erişim engellerine karşı hukuki yolları kullanacak; kadınların ve çocukların sesine ulaşan diğer sosyal mecralardan iletişim kanallarımızı açık tutmaya devam edeceğiz.

Bu nedele şiddete ve istismara maruz kalanlara yalnız olmadıklarını tekrar hatırlatmak isterim:

Şiddetsiz bir dünya mümkün.