Meslektaşım, çalışma arkadaşım ve arkadaşım Alican Uludağ, bir haftadır İstanbul’da tutuklu. Birçok meslek örgütü, sivil toplum kuruluşu, siyasetçi, yargı mensubu yani herkes tek soruyu soruyor: “Alican neden tutuklu?”

Bu soruya bir haftadır mantıklı bir yanıt duyan görmedim, veren de duymadım. Gazeteciler de her vatandaşın da olduğu gibi suç işlerse yani hırsızlık yaparsa, cinayet işlerse, dolandırıcılık yaparsa elbette tutuklanabilir. Yargılamadan kimse muaf değildir. Ancak söz konusu gazetecilik faaliyeti olunca yargılama bir “suçun” sonucu değil, “basın ve ifade özgürlüğü”nün hedef alınması haline geliyor. Sorun da tam burada başlıyor.

Alican Uludağ gözaltına alındığında; “Halkı yanıltıcıyı bilgiyi yayma”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “Türk Milletini, Devleti, Hükümeti alenen aşağılama” suçlaması yöneltildi. Halkı hangi bilgiyle yanılttığına dair savcılık ve mahkeme bir şey bulamamış olacak ki, bu suçlama zaten dosyadaki “deliller” arasında yer almadı bile. Türk Milletini, devlet ve hükümeti de aşağılayan bir haber ya da unsur dosyada yok. Son aylarda kamuoyunda en kolay tutuklama sebeplerinden biri olan “Cumhurbaşkanı’na hakaret” geriye kalıyordu ki, savcılık yüzlerce tweet içinden alt alta 20 kadar tweeti sıralayarak bir hakaret bulmaya çalışıyordu. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve Erdoğan’ın bazı açıklamalarını eleştirilerini içeren X paylaşımları da gerekçe gösterilerek tutuklama kararı verildi. Alican’ın bu eleştirilerine katılıp katılmama hakkı herkesin var. Elbette yorumları eksik ya da yetersiz de bulabilirsiniz, çok nitelikli ve yerinde de bulabilirsiniz. Bu herkesin düşüncesine göre değişir. Düşünce özgürlüğü de tam bu noktada başlar. Bu “düşünceyi”, “eleştiriyi” beğenmedim diye karşınızdakine gidip bir “ceza” vermezsiniz. Düşüncenin karşıtı sadece düşünce olabilir. Alican değil ama savcılık ve mahkeme ortaya bir eylem koyarak düşünceye karşı ceza seçeneğini tercih etti. Bir not da ekleyelim Cumhurbaşkanı avukatlarının dönem dönem hakaretlere dair dava açtığı bir gerçek. Alican’ın son 1,5 yıldır yaptığı paylaşımlarına dair herhangi bir şikayet de bulunmuyor.

Alican Uludağ’ın gözaltına alınırken “yakalandığına” dair açıklamaya değinmek de şart. Bir yabancı metni okuduğu zaman, “tam kaçıyordu ki polisler ensesinden yakaladı” sanabilir… Adliye, yargı muhabirlerinin birçok haberi ne yazık ki davalık oluyor. Alican hakkında da onlarca soruşturma açıldı. Herhangi birine değil gününü, saatini geciktirdiğini duymadık. Geçmişte aldığı herhangi bir ceza olmadığını da hatırlatmamız gerek. Benzer soruşturmada da Ankara Başsavcılığı’na çağrılarak ifadesi alınabilirdi. Mahkeme kararında da “yakalandığı” ve “kaçma şüphesi” vurgusu yapılıyor. Bu da problemli bir ifade. Alican’ın da kendi ifadesiyle bir vizesi dahi yok. Özetle, çizilen ve yaratılmak istenen “yabancı medya çalışanı”, “kesin kaçar” algısı da bizzat Alican tarafından çökertilmiş durumda…

Avukatları, hukukçular detaylı şekilde Ankara’dan götürülmesi, Silivri'de tutulduğu koğuş, suçun unsurlarının oluşmaması gibi usul problemlerini değerlendirdi. Bunlara ulaşılabilir. Alican’ın tutuklu kalmasında temel problem Alican’ın özgürlüğü kadar halkın haber alma hakkıdır. Gazetecilik kamu adına yapılan ve kamu çıkarının savunulduğu bir meslek. Alican’ın tutuklanarak haber yapması engellenmesi ile verilen bu ceza sadece kendisine değil tüm topluma kesilen bir cezadır. Ayrıca benzer haberleri yapan tüm meslektaşlarına da bir “uyarı”dır. Bir nevi “susturma” ve “ayar” girişimidir.

Vurgulamak gerek, Alican Uludağ’ın takip ettiği birçok soruşturma, izlediği birçok davaya dair detaylı haberlerinden mahrum bırakılarak haber alma hakkımız engelleniyor. Tam da istenen zaten bu… Alican’ın da kendi ifadesinde de dillendirdiği şu sözlerine dikkat çekmek gerek:

“(…)benzer birçok operasyona karşı yorumlarını ve eleştirilerini dile getireceği için Alican’ı uzaklaştırmamız lazım Ankara’dan denilerek bu dosya uyduruldu…”

Gazetecilik mesleği kriminalize edilmekten, suç üreten bir meslek algısı oluşturulmaktan artık vazgeçilmesi gerekiyor. Halka doğruları söylemek, gerçekleri göstermek mesleki sorumluluğumuzdur.

Elbette Alican çıkacak ve yazmaya devam edecek. Bunu hiçbir güç engelleyemeyecek. Ancak bunun için bir dakika dahi beklenmemelidir. Alican Uludağ hemen serbest bırakılmalıdır.

“Biraz vicdan, biraz hukuk…”