CHP’nin 2023 yılı Kasım ayında gerçekleşen ve Özgür Özel’in zaferle çıktığı kurultaya dair tartışmalar 2 yıldır hiç bitmedi. Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan, kurultaya dair hükmü vermişti. 2024 yılında yaptığı açıklamada, “şaibesiz kurultay dahi yapamıyorlar” sözleri ile tartışmayı başlatıp 4 kez “şaibeli kurultay yapıldığını” öne sürdü.
Mahkemelerden de bu “hükümden” farklı bir karar da beklemek artık o tarihten itibaren neredeyse imkansız. Hem İstanbul hem de Ankara’daki mahkemelerden CHP lehine kararlar beklemek o günden bu yana aslında mümkün değil.
Peki bu süreçte CHP’de hem yönetim hem de muhalifler ne yaptı? Her iki taraf da aslında birbirini düşmanlaştırarak, tam da AK Parti ve Erdoğan’ın amaçladığı ortamı yarattı. İstanbul İl Başkanlığı’na yönelik kayyum kararı sonrası yaşanan tartışmalarda hem Özgür Özel’in hem Özgür Çelik’in verdiği tepkiler elbette siyaseten doğru. Bir siyasi partinin seçilmiş başkanı, bir mahkeme kararı ile değiştiriliyor. Ancak bu sürecin bu noktaya geleceği önceden planlanıp stratejik hareket edilemez miydi? Olası kayyumların disipline sevk edilmesi kararları yerine, “gel kardeşim oturalım, konuşalım, bakalım” denilse süreçler farklı noktaya gelir miydi? Sonuçta ortada bir mahkeme kararı var ve bir şekilde o karar ne kadar siyasi olursa olsun uygulanacak…
Elbette kayyum olarak atanan isimlerin de ilk açıklamalarının sanki bu süreçler normalmiş gibi hareket etmeleri de ayrı bir problem. Çift taraflı bir iletişim ve söylem sorunu ile karşı karşıyayız. Bu tabloda Türkiye’nin birinci partisi olmakla övünen ve iktidara geleceği söylemini AK Parti’ye dahi kabul ettirmiş bir partinin iç tartışmalara dönmesi elbette önce kamuoyundaki umutları yok eder hale geliyor.
İstanbul kararı, CHP yönetimine de parti içi muhaliflere de aslında bir uyarı. Şimdi sırada daha büyük bir karar var ve adeta kaos yaratabilecek bir süreç yaşanabilir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun “mutlak butlan” olarak atanması halinde CHP’de büyük bir kavganın başlaması herkese göre olası. Bu olasılığı parti yönetimi de, muhalifler de kabul ediyor. “Kavgayı nasıl bitiririz” sorusu yerine şu an savaş baltalarının hazırlanıyor olması ise hem siyasi parti hem de o siyasi hareketten umudu olan seçmenler için oldukça vahim bir tabloyu ortaya çıkarabilir. “Birlikte hareket ederek aklı selim ile sorunları çözeriz” fikrini dillendirenler bir elin parmaklarını geçmiyor. Bunun aksine her iki tarafta da kaosa sürükleneceğine dair ne yazık ki büyük bir fikir birlikteliği var. Tam da AK Parti’nin umduğu şekilde.
“Butlan” atanması halinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun hemen olağanüstü kurultay kararına sıcak bakmayıp süreci işletmeyi planlaması yani tüm delegeler yeniden seçildikten sonra kurultay yapılması planı da CHP’de seçimin en az 1 yıl sonra olacağı anlamına geliyor. Bu kararı bilen parti yönetiminin Kılıçdaroğlu ile masaya oturmaması da siyasi hırslarla açıklanabilir ancak sonuçlarının yaratacağı vahamet açısından seçmene açıklanması oldukça zor.
Özetle; CHP’de herkes kendince haklı. Elbette kayyum adı verdiğimiz sistemin kabul edilmesi mümkün değil, ancak bir taraf da bunu kayyum olarak yorumlamayıp “mahkeme süreçleri” olarak değerlendiriliyor. Bu noktada kaosu beklemek yerine kaosa karşı birlikte ne yapılabilir bunun konuşulması, ve bu iletişimin zorlanması zamanı sanırım CHP açısından daha hayırlı olacaktır.