PKK’nın feshi ve silah bırakma sürecinde yaklaşık 1 yıl geride kaldı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ezber bozan çıkışlarıyla ilerleyen süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “temkinli” tavrını sürdürüyor. Öyle ki bu temkinli tavır Erdoğan’ın sürece tam sahip çıkmadığı, hatta Bahçeli olmasa devam ettirmeyeceği yorumlarına neden oluyor.
Kamuoyunda fırtınalı tartışmalara neden olan Meclis Komisyonu’ndan bir heyetin İmralı Cezaevi’ne gidip PKK kurucusu Abdullah Öcalan ile görüşmesi de bu “temkinli” tutumu değiştirmedi. Günlerdir tartışılan “tarihi” ziyaret sonrasında heyete üye vermesine karşın AK Parti’den tek bir açıklama gelmedi.
Konunun partinin en üst karar alma organı olan MKYK toplantısında ele alınması bekleniyordu. Ancak bu da olmadı. Toplantıda Çevre Bakanlığının “şu kadar inşaat yaptık, bu kadar bina yaptık” sunumu vardı. Bir de her toplantıda yapılan teşkilat başkanlığının parti çalışmalarına dair sunumu paylaşıldı.
Edinilen bilgiye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan toplantısının açılışında, sürece dair gelişmelerin olumlu olduğunu söylemekle yetindi, “Somut sonuçlar ortaya çıktıkça milletimizin desteği de ortaya çıkacaktır” yorumu yaptı. Erdoğan’ın burada kastının da örgütün silah bırakma sürecinin kesinleşmesinden çok silahın ortadan kalktığı bir atmosferin toplumsal yaşamda yaratacağı olumlu etkilerin vatandaş tarafından görüleceğine dairdi.
Sürece dair AK Parti yöneticilerinin büyük kısmının bilgisi de komisyonda bakanların sunumunun çok ötesinde değil. Bunu doğrulayan bir parti yöneticisi bilgilendirmenin yetersizliğini kabul ederken komisyon raporu ortaya çıktıktan sonra konunun farklı boyutlarıyla daha geniş ele alınıp üzerine konuşulacağı yönünde.
Peki Erdoğan neden böyle temkinli? AK Partili yöneticilere göre bu tutumu anlaşılır kılan birçok neden var. Bu nedenler özetle şöyle sıralanıyor:
“Cumhurbaşkanının sürece dair temkinli davrandığı doğru. Ama Kürt açılımlarının ilk başlatıcısı olduğu unutulmamalı. 2009-2011 ve 2013-2015 süreçlerinden çok umutluydu. Ancak başarıya ulaşmadı, güveni zedelendi. Aynı şeyleri bir daha yaşamak istemiyor, bu nedenle daha hassas, mesafeli ve temkinli olması anlaşılır.”
“Cumhurbaşkanı Erdoğan sürece destek vermese bu noktaya da gelemezdi. Erdoğan tartışmasız bu sürecin sahibi. Ama Devlet Bey’in yaptığını yapamaz. AK Parti ve MHP iki ayrı parti. Siyaset yapma biçimleri farklı. Sayın Bahçeli’nin seçmenle kurduğu ilişki ile AK Parti’nin kurduğu ilişki aynı değil. MHP’nin pozisyonu ile AK Parti’nin pozisyonu aynı değil. Süreçte bir sıkıntı yaşanması durumunda, Sayın Bahçeli’nin alacağı hasar ile AK Parti’nin alacağı muhtemel hasar da aynı değil. Biz bu süreci sonuna kadar destekliyoruz ama aynı metodoloji ile yol almıyoruz, alamayız.
“MHP’nin bizi de şaşırtan çıkışları oluyor. Ancak bu çıkışların AK Parti’de rahatsızlık yarattığı iddiaları doğru değil. Cumhurbaşkanı Devlet Bey’i rahatsız edecek bir açıklama yapmadı, yapmaz. Parti yöneticilerini de her zaman Sayın Bahçeli’ye gerekli hürmetin gösterilmesi, ilişkilerin iyi tutulması noktasında uyarır.”
AK Partili yöneticilerin değerlendirmelerine baktığımızda Erdoğan’ın sürece dönük temkinliliğinin arkasında “olası bir başarısızlık durumunda ortaya çıkacak siyasi faturadan kaçınmak” olduğunu söyleyebiliriz.
2028 yılı veya öncesinde yapılacak bir cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden aday olmayı planlayan Erdoğan kendisini seçmen nezdinde zora sokacak bir durumla karşılaşmak istemiyor görünüyor. O nedenle sürecin tek sahibi gibi değil, kolaylaştırıcısı olarak rol üstlenmeyi tercih ediyor. Sürecin sorumluluğunu da içinde başta CHP olmak üzere Meclis’teki tüm partilerin yer aldığı komisyon aracılığı ile herkesle paylaşmak istiyor.
Ancak AK Parti’nin açık sorumluluk üstlenmesi gereken zaman dilimine gelindi. Ağustos ayı başında çalışmalara başlayan komisyon 1-2 toplantı sonrası faaliyetini sonlandıracak. Çalışmanın bitiminde tüm partilerin önerileri doğrultusunda hazırlanan rapor Genel Kurul’a sunulacak. Bu rapor doğrultusunda da bir yasa teklifi oluşturulacak. İşte o yasa teklifinde ilk imza sahiplerinin, yani süreci yürüten AK Parti ve MHP’nin olması gerekiyor. DEM Parti’nin çıkacak yasayı yetersiz bulsa dahi desteklemesi sürpriz olmaz. Ancak “demokratikleşme olmadan sorun çözülmez” diyen CHP imza atmayabilir.
AK Partili yöneticiler çok zor bir işle karşı karşıya olduklarının farkında olduklarını söylüyor. İmralı ziyareti bile fırtına koparırken, örgüt üyelerinin “eve dönüş”ü ve “topluma entegrasyonu”, “rehabilitasyonu” konularını içerecek teklif elbette çok konuşulacak, çok tartışılacak.
AK Parti ve MHP’nin kapalı kapılar ardında bir fesih kanunu hazırlığı içinde olduğunu biliyoruz. Henüz detayları belli olmasa da kendini fesheden örgüt ve üyeleriyle ilgili 9-10 maddelik özel bir yasa çıkarılması planlanıyor. Yansıyan ilk bilgilere göre Türkiye’ye gelip teslim olan örgüt üyeleri mutlaka mahkemeye çıkarılacak ve hazırlanan bu yasadaki hükümlere göre haklarında karar verilecek. Suç işleyen, eyleme karışanlar ile örgüt üyesi olmakla birlikte suç işlememiş, hiç eyleme karışmamış olanlar ayrılacak. Asla af söz konusu olmayacak. Suç işlememiş olanlar için dahi şartlı tahliye süreci işletilecek. Suçun tekrarlanması durumunda tekrar ceza söz konusu olacak.