Bir zamanlar futbol 90 dakikaydı. Bugün ise futbol; düdükten çok önce başlıyor; maçtan günler sonra bile sosyal medyada bitmiyor. Artık futbol sahada değil, ekranda oynanıyor.
Herkesin fikri var, herkes yorumcu. Ama bu bolluk, beraberinde büyük bir kirliliği de getirdi. Bilgiyle yalan, eleştiriyle linç, mizahla hakaret birbirine karıştı. Futbolcu ve yöneticiler artık sadece rakiple değil, sosyal medya ile de mücadele ediyor.
Eskiden futbolcu e yöneticilerin özel hayatı gizliydi. Şimdi ise sabah kaçta kalktığını, ne yediğini, kiminle tatilde olduğunu biliyoruz. Çünkü futbol artık sadece yeşil sahada değil; filtreli fotoğraflarda, hikayelerde, mavi tikli paylaşımlarda oynanıyor.
Ama bu parlak ekranın arkasında bir gerçek var: Futbol hiç bu kadar izlenip bu kadar az hissedilmemişti. Her şey var; ışık, kamera, etiket… Ama samimiyet eksik.
90 dakikalık bir maç, 15 saniyelik videolara sıkıştırıldı. Sabır yok, analiz yok. Bugün kahraman olan, yarın “çöp” ilan ediliyor.
Futbolcular başroldeydi ilk olarak. Sonra eşleri de dahil oldu sosyal medya paylaşımlarına. Ve sıra geldi başkanlara ve yöneticilere…
Sosyal medya sadece futbolcuları yemiyor. Yöneticiler, iş insanları, medya patronları da bu oyunun içinde. Sahaya inmeyen ama her maçtan sonra konuşulan yeni bir figür var: Sosyal medya.
Bir açıklama yapıyorsunuz, bir kulübe dair fikrinizi söylüyorsunuz ya da sadece “taraf” gibi algılanıyorsunuz… O andan itibaren futbol konuşmuyor kimse. Profil fotoğrafınız, geçmişte attığınız tweet, yıllar önce verdiğiniz bir röportaj masaya yatırılıyor. Sosyal medya, arşivle saldırıyor.
Son örnek Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran.
Özel yazışmaları çarşaf çarşaf yayınlandı. Eski görüntüleri gündem oldu. Masumiyet karinesi göz ardı edildi. Sosyal medyada her önüne gelen yazdı, çizdi. Linç kültürü tavan yaptı.
Sadettin Saran meselesi futbolun geldiği noktayı çok net anlatıyor. Artık kulüp başkanı olmanıza, aday olmanıza bile gerek yok. Sadece ihtimal olmanız bile yetiyor. Bir kesim sizi kahraman ilan ederken, diğer kesim saniyeler içinde linç kampanyası başlatıyor. Ne yaptığınız değil, kime yakın durduğunuz önemli.
Çünkü mesele futbol değil; algı ve çok büyük oyunlar işin içinde. Kim hangi takımı tutuyor, hangi kanalda yayın yapıyor, hangi fotoğrafta kimin yanında durmuş… Sahadaki 90 dakika kimsenin umurunda değil.
Daha trajik olan şu: Sosyal medya artık tartışmıyor, hüküm veriyor. Savunma yok, açıklama yok. Bir etiketle insan harcanıyor. Bugün Sadettin Saran, yarın başka bir yönetici, öbür gün bir futbolcu. Değişen sadece isimler.
Ama sonuç hep aynı: Birkaç bin tweet, biraz gürültü, bolca kirli algı.
Ve sonunda futbol yine kaybediyor.
Yine de çözüm; sosyal medyayı yok saymak değil. Asıl mesele, onu doğru kullanmak. Kulüplerin, futbolcuların ve medyanın sorumluluğu büyük. Futbol, bir eğlence olduğu kadar bir kültürdür.
Bu kültürü linç yerine bilgiyle; hakaret yerine eleştiriyle yaşatmak zorundayız.
Çünkü futbol sahadan çıkabilir ama vicdandan çıkmamalı.
Sosyal medya geçici, futbol kalıcıdır.
Asıl skor tabelası, hafızalarda yazılır.