AK Parti 24 yıldır iktidarda. AK Parti’nin 24 yılda yaptıklarını beğenenler olur, beğenmeyenler elbette olur. Bazı ortak kanaatler vardır. Muhalif de olsa iktidara gönülden de sonsuz bağlı olsa bazı doğrular bazı yanlışlar hep sohbetlerde ele alınır.

Ulaştırma, savunma, enerji gibi alanlarda önemli adımlar atıldığını muhalif de olsa teslim edenler vardır. Tarımda bir dönem olumlu birçok adım atıldığını sonrası ise sonrası kötü yönetildiğini muhalifi de destekçisi de söyler. Ekonomide iyi dönem vardır, kötü dönem daha çoktur. Ancak “iyi” denilen bir dönem kısadır uzundur ama vardır…

Tüm bunlar elbette tartışılır, rant ilişkileri tartışılır, süreçler ideolojik bakışa göre eleştirilir. Herkes birçok alandan iyi ya da kötü şeyler mutlaka bulur…

Ancak çok net olan bir şey var. İktidara yakın isimlerin, muhaliflerin de ortaklaşa dillendirdiği bir başarısızlık alanı var: Eğitim

AK Parti iktidarları eğitimde hiçbir zaman "iyi-başarılı" olmadı, olamadı. O kadar çok bakan değiştirildi, o kadar çok sistem değiştirildi ki zaten başarının beklenmesi de pek mümkün değil.

Ne bir sağlıklı müfredat, ne bir sağlıklı sınav sistemi ne bir sağlıklı öğretmen yetiştirme sistemi ne de sağlıklı bir eğitim-öğretim süreci hayata geçirilebildi. Ortadaki büyük bir kaos ortamı hiçbir zaman giderilemedi. Aslında eğitim “millileştirilemedi”, hep bir ideolojik tartışmaların içerisinde yer aldı.

Erkan Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer, Nabi Avcı, İsmet Yılmaz, Ziya Selçuk, Mahmut Özer ve Yusuf Tekin… 24 yılda 9 bakan görev aldı. Bu da ortalama bakan süresini 3 yıl bile yapmıyor. Hüseyin Çelik ve Ziya Selçuk döneminde atılan tek tük olumlu adımlar da bir sonraki gelen bakan tarafından sanki bir önceki bakan başka ülkeden gelmiş de düşmanmış gibi adeta yok edildi, hedef haline getirildi. Doğal olarak kurulması planlanan sistemler de kurulamadı.

Eğitimciler bilir. Eğitimde köklü bir revizyon olacaksa bunu gerçekleştirdiğini zaman, bu değişimin sonucunu, yansımalarını şekilde almak için en az 4-5 yıl beklenmesi gerekiyor. O da en iyi ihtimalle….

Eğitimde başarılı olan ve özel programlar uygulayan okullar “bunlar sistemi bozuyor” denerek engellendi…

“Özgürlük” adı altında okullarda disiplin yok edildi öğretmen etkisizleştirildi. Öğretmenin öğrencisi karşısında saygısı ve ağırlığı yok edildi. Elbette dijital dünya, artan sosyal medya, tehdit içeren oyunlar bunlar da bozulan sistemde etkindir. Ancak bunun da önlemi alınamadı hep sorun yaşandıktan sonra tedbir alınmaya çalışıldı. Önleyici hiçbir rol bakanlık alamadı. Bazı belgeler hazırlandı. Okullarda güvenlik protokolleri imzalandı, rehberlik ve veli çalışmaları yapıldı. Birçok proje hayata geçirildi. Ancak uygulandı mı? Kocaman bir hayır…

Müfredat öğrencilerin sahipleneceği değil, kendi ideolojik zihniyetine göre şekillendirildi. Yani eğitime milli mesele değil “yandaş nesil yetiştirme projesi” olarak bakıldı. Çağdaş modeller değil sadece belli kalıplar, iktidara ait ideolojik kalıplarda öğrenci yetiştirmeye çalışıldı, çalışılıyor.

Okullar binalar çok güzel ama öğretmenler o kadar yetersiz hale getirildi ki. Öğretmen eğitimi unutuldu. Sayısı yetersiz rehberlik uzmanlarından çok şey beklendi.

Türk Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu TEDMEM tarafından hazırlanan “2025 Eğitim Değerlendirme Raporu”nda, “Eğitim bütçesi artıyor ancak niteliği güçlendirmek için yeterli değil”, “Kaynaklar doğrudan eğitimin niteliğini artıracak alanlara yönlendirilmeli” uyarısı yapıyor. Bu uyarı dikkate alındı mı, nasıl niteliği güçlendiririz diye dertlendiler mi bilmiyorum…

Tüm bu süreçlerin sonunda çocuklardaki riskler fark edilemez hale geldi. Çağın tehditleri geri plana atıldı. Sayın Bakan Yusuf Tekin tüm bunlar olurken çok yoğun işleri vardı. Muhalefet partilerine laf yetiştirip, laiklik bildirileriyle, bazı STK’larla iş birliği protokolleri ile meşguldü. Özel okullara müfettiş yığıp, neden benim kitabımı değil de benzeri olan başka kitabı okutuyorsunuz derdine düştü… İşin özüne değil şekline takıldı…

Eğitimin hiçbir temel problemini gündem etmedi…

Bugün geldiğimiz noktada, çocuğunun okulda aldığı eğitimden memnun olan kim var bilmiyorum. Ben duymadım. İmkânı olup ek ders aldırmayan yok…

Kantinler artık birer rant kapısı…

Aile-okul iş birlikleri 3-5 iyi örnek dışında çökmüş durumda…

Birçok okul müdürü, eğitimci mi parti il temsilcisi mi belli değil…

“Dindar nesil” derken çağın gelişmelerini geç gören vizyonsuz birçok yönetici yüzünden artık başka bir nesil ile karşı karşıya kaldığımızı hala göremeyecekler mi?

İşte geldiğimiz noktada okulda şiddetin sebebi de sosyal medyaya, şiddet oyunlarına bağlanacak ve konu yine kapatılacak. Kimse MİLLİ Eğitim Bakanlığı’nın görevlerini konuşmayacak…

Eğitime “Milli” mesele olarak bakılmadığı sürece sorunlar büyüyecek, eğitimdeki kaos ortamı daha da büyük hale gelecek. Eğitimde gerçekten “üstüne sadık” değil liyakatli yöneticilerin iş başına getirilmesi şart. Bu sendika bize yakın diğeri uzak onun eğitimcilerini dışlayalım, ayrıştıralım anlayışının da artık son bulması gerekiyor.

Özetle gerçekten eğitimi “iktidarın” değil tüm ülkenin problemi olarak görmek, ona göre şekillendirmenin artık zamanı sanıyorum…