İstanbul ve Tekirdağ’da bazı özel hastanelerin yenidoğan ünitelerinde Sağlık Bakanlığı’ndan ödeme alabilmek için sözde tedavi uyguladıkları ve yanlış tedaviler ile bebeklerin ölümüne neden oldukları öne sürülen olayı herkes hatırlıyordur. Ülke gündemi hızla değiştiği için bazı gündemleri unutuyoruz…

Günlerce konuşulan bu skandalın yargılamaları sürüyor. Meclis de devreye girerek bir araştırma komisyonu kurulmuş ve eksikliklerin tespiti amacıyla çalışma başlatılmıştı. Araştırma Komisyonu, raporunu tamamladı. 485 sayfalık raporda 101 öneri yer alıyor. Sağlık sistemine dair birçok eksikliğin vurgulandığı tespit raporda var.

Yenidoğan ve yoğun bakım üniteleri ile ilgili mevzuatın yetersiz olduğu ve güncellenmesi gerektiği, acil sağlık hizmeti yönetmeliğinin çağa uygun olmadığı gibi tespitler dikkat çekici. Sağlık sistemindeki yapısal değişikliklerin teknolojik gelişmeler ve afet/acil durumlara müdahaleye yönelik güncel ihtiyaçlar karşısında yetersiz kaldığı da vurgulanıyor.

“Riskli gebeliklerin anne ve bebek sağlığına olumsuz etkiler”, “gebelikte dikkat edilmesi gereken tehlike işaretleri”, “sık gebeliklerin önlenmesi ve evlilik öncesi danışmanlık” gibi konularda bilinçlendirmenin eksik olduğu aktarılıyor…

Raporda özellikle İstanbul ve Tekirdağ’daki özel hastanelerde bebek ölümleri yaşanıp, 112 personeli ile anlaşılarak hastaların özele yönlendirildiğine dair iddialara atıf yapılarak, “il sağlık müdürlükleri tarafından düzenli olarak yapılan denetimlere rağmen bazı usulsüzlüklerin önlenemediği göz önüne alınarak, tavizsiz ve şeffaf bir denetim sistemi oluşturulmalıdır” ifadelerine yer veriliyor.

Denetimlerin ardından caydırıcı yaptırımların olmadığı da dikkat çeken tespitlerden…

Denetimlerle birlikte kamu hastanelerinin önemine atıf yapılarak, “Özellikle kamu ve üniversite hastanelerinde yoğun bakım yatak sayılarının artırılması ve nitelikli personel istihdamı ile birlikte kamu hizmet gücünün etkinliği daha da artırılmalıdır” önerisi de getiriliyor.

Bir yandan özel sağlık kuruluşları fazla fazla desteklenirken, teşvik edilirken Meclis’in “kamucu” bir politikaya vurgu yapması da kayda değer elbette.

Raporda onlarca tespit ve öneri var. yoğun bakım birimlerinde görev yapan hekim ve hemşireler için “enfeksiyon kontrolü”, “hasta güvenliği”, “etik karar verme süreçleri” ve “acil müdahale protokolleri” gibi konuları içeren düzenli ve zorunlu eğitim programları uygulanması gerektiği de yine önemli başlıklardan.

Yetersiz uzman sayısı nedeniyle ekonomik olarak da başta olmak üzere teşvik edici adımların atılmasının şart olduğu raporda ısrarla vurgulanıyor.

İstanbul, Gaziantep ve Şanlıurfa illerinde yenidoğan sağlığı göstergelerinin olumsuz olduğu tespiti de yapılarak bu illerde önleyici sağlık politikalarının hayata geçirilmesi isteniyor. Hemen hatırlatalım şu anki Sağlık Bakanı, bakan olmadan önce İstanbul İl Sağlık Müdürü idi…

Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde ölüm oranlarının “klinik altyapı”, “insan gücü” ve “bölgesel farklılıklara” bağlı olarak yüzde 2 ila yüzde 10 arasında değişkenlik gösterdiği tespitine yer verilen raporda, “Hedef; ulusal neonatal mortalite oranının 1000 canlı doğumda 4’e düşürülmesi” olarak konuluyor. Yani Türkiye’de oran hala oldukça yüksek.

Öneriler uzadıkça uzuyor. 24 yıllık bir iktidarın ve sağlıkta yaptıkları ile övünen bir iktidarın sağlık politikalarında bu kadar eksiklik tespit edilmesi de oldukça önemli. Bu komisyonun bir sağlık politikası komisyonu olmadığı spesifik bir konuyu araştırdığını da göz önüne alırsak tablo oldukça vahim.

Güzel binalar, daha büyük hastaneler, son teknolojik cihazlar elbette önemli. Bunları küçümsemek büyük bir yanlışlık olur. Ancak yasal altyapı, uzman eğitimi, yeterli sayıda uzman ve doktor bulunması, hasta güvenliği başlıkları eksik kaldığı zaman en son teknoloji sistemlerimiz de olsa sonuç problemli hale geliyor. Ayrıca sağlıkta elbette özel kurumlar olabilir ancak kamucu politikaların ihtiyacı da bir gerçek. Özel sektöre terk edilmiş bir sistem sorun sarmalını büyütmekten başka bir sonuç vermiyor.