Denizin üzerinde salınan bir sandal… Küçük ama dirençli. Dalgalar bazen nazikçe okşar, bazen de onu hırçınca sarsar. O ise yönünü tayin etmek için küreklerine sarılır, bazen rüzgarın insafına bırakır kendini, bazen de akıntıya karşı savaşır.
Hayat da böyle değil mi? Hepimiz kendi sandallarımızın içinde birer yolcuyuz. Kimi zaman dümeni sıkı sıkıya tutar, hangi yöne gideceğimizi biliriz. Kimi zaman ise dalgalar bizi bilinmez kıyılara sürükler. Hayatın sunduğu beklenmedik fırtınalar karşısında kontrolümüzü kaybeder, savruluruz. Ama unutmamak gerekir ki, denizde yol alan bir sandal, her zaman kıyıya varmanın bir yolunu bulur. Bazen tek parça bazen ise parça parça..
Hayat bazen durgun bir göl gibi sakin, bazen okyanus gibi öfkeli olur. Sandalın içinde oturup beklemek de bir seçimdir, küreklere sarılıp yol almak da… Seçimin ne olursa olsun, mesele, o kıyıya varmaya cesaret edip edemediğindir.
Bazıları rüzgârın götürdüğü yere razı olur, bazıları ise kürek çekerek kendi rotasını belirler. Ne zaman direnip ne zaman akışa kapılacağını bilmek önemlidir, çünkü bazen akıntıya karşı ne kadar kürek çekersen çek, aynı sandal seni illaki götüreceği yere sürükler. O noktada belki de kürekleri bırakıp, akıntının seni götürdüğü yeri de görmek gerekir.
Bir sandalın suya dayanıklılığı, yapısının sağlamlığıyla değil, onunla yol alan kişinin iradesiyle ölçülür. Hayatta da zorluklar karşısında pes edip etmeyeceğimizi belirleyen şey, içimizdeki dirençtir. Küçük bir sandal dev dalgalarla mücadele edebilir mi? Diye sorar insan; eğer içindeki yolcu inanıyorsa bunun yanıtı da 'evet’tir. Çünkü bazen gücü belirleyen unsur, fiziksel büyüklük değil, içindeki kararlılıktır. Gerçekten ulaşmak istediğin bir kıyı varsa, dalgalarla boğuşmayı da göze almak zorundasındır.
Denizin, dışarıdan sessiz ama gönüle haykırırcasına coşkulu bir çağrısı vardır.
Güneş ufuktan doğarken denizin yüzü altın bir aynaya dönüşür. Martıların çığlıkları, sabahın sessizliğini bozarken bir balıkçı da sandalını usulca denize bırakır. Deniz, asla sırlarını tamamen açmaz. Balıkçının ruhunda, bu bilinmezliğe duyulan saygı yatar. Sabah erken kalkar, ağlarını toplayıp yola çıkar, çünkü bilir ki deniz asla beklemez.
Sandalın içinde bir başına yol alırken balıkçı, içindeki sessizliğe de kulak vermek zorunda kalır. Dalgaların ritmiyle düşündüğü, kendiyle baş başa kaldığı o anlar, aslında kendini keşfetmenin en saf hâlidir.
Balıkçı, hayata farklı bir gözle bakar. Onun için her gün yeniden başlar. Dün boş dönen ağlar, bugün dolup taşabilir. O yine de nota gibi örer ağının her bir gözünü ilmek ilmek. Ekmek vardır ucunda emek vardır özünde, beklentisi bile mahçup başlar, zamanla güçlenir. Deniz de, hayatın geçiciliğini her dalgasıyla hatırlatır.
Balıkçı, yaşamı ağır ağır öğrenir. Sabretmeyi, sevmeyi, beklemeyi… Her olta atışı bir dua; her ağ atışı bir umuttur. Deniz, insana cömert olduğu kadar acımasızdır da. Fakat balıkçı, bu dengeyi kabul eder; Denizin değişkenliği, yaşamın kendisini anımsatır.
Balıkçı için ağlar, yaşamın dokusu, ağların içinden süzülen su damlaları da birer hayat tanesidir. Balıkçı, o damlalara baktığında, her birinin bir hikâye taşıdığını zamanla hisseder ve bu bağ, ona yaşamın kırılganlığını öğretir.
Ağ atılırken beklenti büyük olur fakat her ağda balık yoktur. Bu, balıkçının kaderiyle olan sessiz mücadelesidir. Yine de balıkçı, eli boş döndüğü günlerde bile umudunu yitirmez. Çünkü bilir ki, deniz bir gün ona cömert davranacaktır.
Gözlerin görmediği dalgaların altında, ağlara takılan yalnızca balıklar değildir; Ümitler, hayaller ve sabır da ağlara dolanır. Balıkçı, bu sessiz hikâyeyi yaşamaya devam eder. Çünkü bilir ki, deniz asla tükenmez; tükenen yalnızca insanın sabrıdır.
Denizin ortasında kaybolmuş gibi hissettiğinde, yönünü pusuladan değil, kendi içinden bulman gerekir. Çünkü gerçek yolculuk, sadece varmak değil, o yolculuk sırasında kim olduğunu keşfetmektir.
Güneş batarken, balıkçı sandalını sahile yanaştırır. Yüzünde denizin bıraktığı o huzur vardır. Çünkü deniz, sadece balıkların peşinde koşanların değil, ona saygıyla yaklaşanların da ödülüdür.
Balıkçı, bu hikâyenin küçük bir parçasıdır. Onun hamleleri yazgısının harfleri, yaşadıkları ise denizin devasa masalına eklenen birer dizedir.
“Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa, yine de yazılmaz denizin hikâyesi.” - Mevlana