Sokaklarımız tekinsiz, evlerimiz tekinsiz. Kadınlar öldürülüyor, çocuklar öldürülüyor ve öldürüyor.
Şansımız yaver gittiyse, o günü iyi atlatabildiysek, sağ salim eve varabiliyoruz. Maalesef kadınlar ve çocuklar için tehlike burada da bitmiyor, çünkü en fazla kendi yakınlarından tehlike geliyor onlara.
Çocuklarımızı okul kapısına kadar bırakıp kapıdan geri aldığımız, kamusal alanlarda tek başlarına sosyalleşmelerine izin veremediğimiz bir ülkede her gün yeni bir felakete uyanıyoruz.
Tüm bu güvensiz ortamı, TÜİK verileri de onaylıyor ve 2010’da suça sürüklenen çocukların karıştığı olay sayısı 83.393 iken 2024’te bu sayının 178.834’e çıktığını açıklıyor.
Şiddetin sıradanlaştığı, uyuşturucu kullanımının arttığı, 18 yaşından küçüklerin yani çocukların elinde silahların olduğu, bu çocukların çetelere katıldığı, çeteler tarafından suç işlemek üzere kullanıldığı bir ortamda, insanların kendini, çocuklarını güvende hissetmemesi çok normal ve toplumda yükselen tepkiyi anlamak da zor değil.
Ancak, gerçekten öfkeyi doğru yere yönlendiriyor muyuz, taleplerimizi gerçekten çözüm üretecek mekanizmalar üzerinde mi kuruyoruz sorgulamak zorundayız.
Suça karışan bu çocuklar daha az ceza aldıkları için mi suça karışıyorlar, taslakta olduğu gibi 3 yıl daha fazla hapis cezası alsalar, sokaklarımız güvenli hale gelecek mi, suça sürüklenen çocuk terimi daha az ceza alınsın diye mi uydurulmuş, çocuklar yetişkinler gibi yargılandıklarında suç sayısı gerçekten azalacak mı?
Çocuk adalet sistemi, yalnızca ceza normlarının uygulandığı bir alan değildir, multidisipliner bir şekilde, sosyal hizmetler, eğitim, psikoloji gibi alanların eş güdüm ile çalışmasını gerektiren bir alandır.
Devletin içindeki bu alanda çalışan tüm kurumların, sivil toplumun, baroların, tabipler birliğinin bir araya gelerek çözüm üretmesi gereken bir alandır.
Cezayı artırmak ise en maliyetsiz, en basit olandır. İnfaz kanunu uygulaması da hesaba katıldığında hapis cezasına eklenecek olan 1 yılın caydırıcı olmayacağı da açıktır.
En çok tartışılan konulardan birisi de “Suça sürüklenen çocuk” kavramıdır, evrensel hukuktan gelen, on yılların birikimiyle sosyolojik, penolojik çalışmalar sonucunda gelişen bu kavram, suçun ortaya çıkışında sorumluluğu olan yapıları hatırlatmak amacıyla kullanılır. Yani, Gazeteci Hrant Dink’in katledilmesinin ardından eşi Rakel Dink’in söylediği gibi, “bir çocuktan katil yaratan karanlığı” sorgulamaya bizi iter.
Yoksulluğun, eğitimde fırsat eşitsizliğinin gitgide arttığı topraklarımızda, çocuklar kendilerine güç ve para veren çeteler tarafından kullanıma açık hale geliyorlar. Bu çetelerle mücadele etmeden, eğitimde, sosyal hayata katılımda fırsat eşitliğini sağlamadan, asıl karanlıkla mücadele etmeden, çocuk adalet sistemi ile oynamak bizi çözüme götürmeyecektir.
Çocuk adalet sisteminin bir bütün olduğunu unutmadan, tartışmalarımızı bu eksende yürütmemiz gerektiğini hatırlatmak isterim. Şöyle ki, suça sürüklenen bir çocuğun yetişkin gibi yargılandığı bir hukuk sisteminde cezai ehliyeti tam olan bir çocuğun, rızası da tartışamaya açılacaktır, evlenme yaşı da. Yani kanunda “18 yaşından küçük herkes çocuktur” ifadesinin yer almasının bir önemi kalmayacak, belli tarikatların ısrarla talep ettiği çocuk evliliklerin önü açılabilecektir.
Çocuklarımızı karanlığa iten koşullarla, eşitsizliklerle, çetelerle mücadele etmeden, sürekli çıkan “af” düzenlemeleri ile suçluları serbest bırakarak bu sorunu çözemeyiz. Kurulan komisyonlarda konunun tüm paydaşları ile etraflı bir çalışma yapmak zorundayız.