Dün, 4 Mart Salı günü, Halk TV’nin Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’ın tutuklu yargılandığı “bilirkişi” yargılaması, İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerinin yaptıkları bir basın açıklaması nedeniyle görevlerine son verilmesi için açılan davanın yargılaması Çağlayan Adliyesi’nde görülmeye başlandı.
Esenyurt ve Beşiktaş Belediye Başkanlarının ardından, Beykoz Belediye Başkanı tutuklandı.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ tutuklu.
Gazeteciler Yıldız Tar, Elif Akgül , Ercüment Akdeniz, Ayşe Panuş geçtiğimiz haftalarda tutuklandı.
Salih Müslim ile röportaj yapan gazeteci Nevşin Mengü’ye 1 yıl 3 ay hapis cezası verildi.
Gezi Direnişi tutsakları hala içeride.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik hakkında soruşturma açıldı.
CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’na her gün yeni bir soruşturma açılıyor ve hakkında siyasi yasak isteniyor.
Aile yılının 2. Ayında, 16 kadın erkekler tarafından katledildi, 21 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti.
Basında, Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklif Taslağı, dolaşıyor. Buna göre, TCK’nın Hayasızca Hareketler Başlıklı 225. Maddesine eklenecek iki yeni fıkra ile,
2. Doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
3.Aynı cinsiyetteki kişilerin nişan veya evlenme töreni yapmaları halinde bu kişilere, bir yıl altı aydan dört yıla kadar hapis cezası verilir.
Şeklinde yeni suçlar eklendiği görülmektedir.
Eğer bu tasarı doğruysa ve yasalaşırsa, biyolojik cinsiyet terimi ilk kez kanuna girmiş olacak ve insanların doğuştan gelen varoluşları cezalandırılabilecek. Son zamanlarda karşılaştığımız tüm yasa metinlerinde olduğu gibi “genel ahlak” gibi son derece muğlak ifadelere yer verilmektedir. Buna göre yalnızca LGBTİ bireyleri değil, “makbul” kabul edilmeyen, genel ahlakın belirleyeceği kurallara aykırı davranan kadın ve erkeklerin de cezalandırılma tehlikesi ile karşı karşıya kalabileceği görülmektedir.
Diğer taraftan, Terör Örgütü silah bırakma açıklamaları yapıyor ve kalıcı barışın geleceği söyleniyor.
Barış, bu toprakların en büyük özlemi, kaybedeninin olmayacağı hasreti.
Ancak barışın ön koşulu hukuk, adalet, toplumsal huzur değil mi?
Toplumun belli kesimlerinin sürekli ötekileştirildiği, ceza tehdidi altında bırakıldığı, hukukun adalet sağlamadığı, kayyımların hala belediyelerde oturduğu, kadınların öldürüldüğü, kazanılmış haklarının tartışıldığı, insanların varoluşlarının cezalandırılabileceği bir toplumsal iklimde barışın neresindeyiz?
Böyle mi barışacağız?