168 aydının imzaladığı “Laikliğe Sahip Çıkıyoruz” bildirisinin ardından, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin çok hızlı bir refleskle aydınlar hakkında suç duyurusunda bulundu. Hafta başı itibariyle de anayasal ifade özgürlüğü hakkını hem de Anayasa’nın değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez laiklik ilkesini savundukları için kullanan aydınlar, emniyet tarafından ifadeye çağırılmaya başlandı.

2 Mart Pazartesi günü, Öğretmen Fatma Nur Çelik, çalıştığı okulda öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Laiklik bildirisine anında tepki veren, yargıyı harekete geçiren Milli Eğitim Bakanını maalesef aynı çeviklikte okullarda yaşam hakkının korunması yönünde açıklama yaparken, önlemlerini sıralarken göremedik.

Laiklik, özellikle kadınlar ve çocuklar için yaşamsal önemde bir ilkedir. Yalnızca anayasada yazılı olduğu için değil; laiklik, kadın erkek eşitliğidir, laiklik kadınların eşit miras hakkıdır, laiklik kadınların çalışma özgürlüğüdür, laiklik kız çocuklarının eğitim hakkıdır, laiklik toplumsal yaşamın teminatıdır, anayasasıdır.

2 Mart Pazartesi günü, aynı gün, aynı isimle başka bir Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı hayattan koparıldı. Fatma Nur, Kuran’a Hizmet Vakfı Yöneticisi Ayhan Şengüler’in tecavüzüne uğramış, faille evlendirilmiş, failin öz kızını da istismar etmesi üzerine adalet arayışına başlamıştı. Adliyelerde, basında, her yerde sesini yükseltmiş ve “intihar etti derlerse inanmayın” demişti.

Kadınlar öldürülmeden önce katillerinin adını bağırıyor, korunmak için her şeyi yapıyor, Bakanlığa sesleniyor, devleti yanında istiyor, cezasızlık son bulsun, yargı paketleriyle örtülü aflar çıkarılmasın istiyor. Kadınlar, en temel hakları için, yaşam hakkı için hayattayken her şeyi yapıyor, sesleri duyulmuyor.

Yine laiklik tartışmalarının hemen ardından, küçük çocuklarla okulda ilahi okurken gördüğümüz Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nı, kadınlar öldürülürken cezasızlığın bitirilmesi için aynı heyecanla göremiyoruz. Aksine, Bakanlık yapmış olduğu basın açıklamasında, gerekli tedbirlerin alınmamasından anneyi sorumlu tutmuştur. Eğer öyleyse bile failler tutuksuz yargılanırken anne, çocuğunu bir kuruma bırakamamış olabilir. Bakanlığın bu tutumu, mağdur suçlayıcılıktır. Bakanlığın yapması gereken mağdurları suçlamak değil, mağdurların yaşam hakkını korumak ve başta psikolojik olmak üzere tüm destekleri sağlamaktır.

Medeni Kanun’un eşitlik içeren hükümlerinin devamlı tartışmaya açılması, diyanet hutbeleriyle kadının eşit miras hakkına göz dikilmesi, aile kutsallaştırılarak, kadının ve çocuğun görmezden gelinmesi, nafaka hakkının tırpanlanmaya çalışılması ve cezasızlık politikaları, gölgesinde bir 8 Mart’a daha giriyoruz. Kadınlar sahip oldukları hiçbir hakkı, kolaylıkla elde etmedi, uzun mücadeleler sonucu kazandıkları bu hakları, kaybetmemekte kararlı.

Kadınlar, sokakları, tarlaları, fabrikaları, plazaları, parlamentoyu, kürsüleri terk etmeyecek. Eşitlik mücadelesi bitmedi, sürecek.