Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yılın belli dönemlerinde çıkıp boşanma davalarının yıllarca sürdüğünü, bunların hızlandırılacağını, nafaka, tazminat ve mal paylaşımı davalarının ayrılacağını ve aile arabulucuğunun getirileceğini söylüyor. Yılın bu döneminin yine geldiği görülüyor.

Memlekette yargı sisteminde her şey yolundaymış, süratle bütün uyuşmazlıklar, adil bir şekilde çözüme kavuşturuluyormuş, Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanları ve bürokratlar haklarında 150 gündür iddianame dahi yazılmadan tutuklu yargılanmıyorlarmışçasına, yargının aksaklık yükünün boşanma davaları üzerinden kadınların üzerine yıkılması kabul edilemez.

Çünkü, nafaka ve tazminat davalarının ayrılarak, boşanmanın hızla sonuçlandırılması demek, erkeklerin hızla boşanabilmesi, kadınlarınsa, aile konutundan, nafakadan mahrum bir şekilde hızlıca “boş ol” sistemi ile karşı karşıya kalmaları demektir.

Boşanma davaları ve dahi diğer bütün yargılamalar hızlandırılmak isteniyorsa, bunun için yeterli bütçeler ayrılıp, hakim ve kalem personeli sayısının arttırılması gerekmektedir. Her zamanki gibi, süreç üzerinden hiçbir çalışma yapılmadan, emek harcanmadan, sonuca odaklanıp boşanmayı hızlandırmaya çalışmak kadınların kazanılmış haklarını tırpanlamaktan öte bir şey değildir.

Kadın istihdamının devamlı azaldığı, kadınların ev içinde emeğinin sömürüldüğü, kendini geliştirme fırsatı olmayıp devamlı bakım emeğiyle karşı karşıya olan kadının, hiçbir hakkını almadan hızlıca boşanması adil değildir.

Eşitlik İçin Kadın Platformu (Eşik) yıllardır, bu konuda iktidarı uyarmakta ve “Yasalara dokunma uygula” demektedir.

Yine Eşik Platformu’nun her fırsatta belirttiği üzere, eşitliğin olmadığı ve şiddetin olduğu yerde arabuluculuk olmaz. Hukuken hala yürürlükte olan ancak fiilen bir gecede Türkiye tarafından imzanın çekildiği İstanbul Sözleşmesi de şiddetin olduğu yerde arabuluculuğunun olamayacağını belirtmektedir. Gerek İstanbul Sözleşmesi’nde gerekse de 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunda, şiddetin tanımı yapılmakta ve yalnızca bakanın söylediği anlamda fiziksel şiddet değil, psikolojik ve ekonomik şiddet de şiddet olarak kabul edilmektedir. Yani kadınların nafaka, tazminat ve mal paylaşımındaki haklarının tırpanlanmaya çalışılması da ekonomik şiddettir.

Bakan, aile arabuluculuğunu savunurken, Avrupa ülkelerini örnek göstermektedir. Ancak o Avrupa ülkelerinde İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmadığını, kadına yönelik şiddette etkin güvenlik mekanizmalarının olduğunu, güçlü sosyal hizmet ağlarının olduğunu söylememektedir. Ayrıca Türkiye’nin cinsiyet eşitsizliğinde 149 ülke arasında, 129. Olduğuna hiç değinmemekte ve bu eşitsizliğin giderilmesi için hiçbir etkin politikanın olmadığı gerçeğini görmezden gelmektedir.

Kadınların, özel güvenlik ve jandarmanın olduğu adliye koridorlarında dahi, erkek şiddetinden korunamadığı bir ülkede, arabulucu ofislerinde güvenliğin nasıl sağlanacağı da belirsizdir.

Özetle, yargılamaların uzun sürmesinin faturasının kadınlara kesilmesine izin vermeyeceğiz. Laik Medeni Kanun kadınların, miras, tazminat, nafaka ve hakim önünde boşanma haklarının garantisidir, dokundurtmayacağız.