Sosyal medyanın etkisi altına almadığı bir yaş grubu yok. Elinde telefon tutabilen herkes bu “büyülü” dünyanın etkisi, propagandası, bazen saldırısı altında.
Meclis’te bu konu uzun süredir de gündemde hatta şu an bir kanun teklifi de sunulmuş durumda. 15 yaşın altındaki çocuklara sosyal medya yasağı gelecek. Ne kadar etkisi olacak göreceğiz ancak ailesinin telefonundan bu mecraları kullanmaya devam edecekleri kesin. Tam da bu noktada ailelere büyük sorumluluklar düşüyor. Tüm bu yasal düzenlemeleri elbette çocukları koruma temelinde ele almakta fayda var. Ancak bir süre sonra “çocukları koruyoruz” gerekçesiyle başka amaç ve yasaklara altyapı hazırlayan planlar haline getirmeden, samimi şekilde sadece çocukları koruyan düzenlemeler olarak umarım bu konu ele alınır.
TBMM “Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu”nda geçtiğimiz günlerde sunum yapan Prof. Dr. Hatice Ferhan Odabaşı’nın çocuklara yönelik risklere dikkat çekmesi ve yaptığı vurgular önemliydi. Dünya ve Türkiye gündeminde bazı konular kayboluyor. Bir kez daha vurgulayarak hatırlatmakta fayda var.
“Çocuklar için maalesef yaşa uygun içeriğimiz yok. Şu anda Emniyet Müdürlüğü tarama yapsın; 17 yaş altı bir dolu çocuk uygunsuz sitelerde. Çocuklarımız için yapacağımız en önemli şey sınır koymak" ifadelerini kullanan Odabaşı, 2010 yılında da benzer uyarılar yaptığını ancak pek bir yol alınamadığı sitemini yaparak başladı. Yani aslında 16 yıldır aynı şeyleri konuşuyoruz. Ancak bir yol alınamıyor…
Hatice Ferhan Hoca, “on altı sene geçmiş, geviş getiriyor gibi aynı şeyi söylüyoruz. Bir defa eğitim sistemimizde bir sıkıntı var, çocuğu bunaltan bir sıkıntı var diyor. Okullarda belli yasakların mutlaka uygulanması gerektiğine dikkati çekiyor. Velilere dair de önemli beklenti ve uyarıları var.
Çocukların ellerinde telefon olmasının en temel ve büyük bir tehdit olduğuna vurgu yaparak, bunun önüne geçilmesi gerektiğini söylüyor. Ailelere yapılan bu uyarıya eklemeler de yapıyor. Hoca’nın ağzından aktaralım:
“WhatsApp'tan, biz her taraftan hıçkırıyoruz ya fotoğraflarını paylaşmayın çocuklarınızın, çocuk fotoğrafları paylaşmayın. Benim en hassas çalıştığım konulardan biridir bu. Veli şikâyet ediyor WhatsApp grubunda ‘Bütün çocukların fotoğraf çıktı, benimkinin bugün fotoğrafı yok. Niye benim çocuğun fotoğrafı yok…’ Ya anlatıyoruz, gidiyoruz okullara, kaç kişi anlatıyor yani. (…) Çok güzel bir dergi çocuk sayısı çıkarttı, çocuk özel sayısı çıkarttı. Yani şu fotoğrafları koymayın oraya... İnternete girip de çocuk pedofili lobisinin elinden geçmeyen, filtresinden geçmeyen çocuk fotoğrafı yok; bu kadar net söyleyebilirim.”
Odabaşı, pedofili lobisiyle BTK, MİT, FBI dahil geniş bir uluslararası ağda beraber mücadele edildiğini ama tam anlamıyla önlem alınamadığını da söylüyor. Epstein soruşturmasında ortaya çıkan detaylar da düşünüldüğünde bu lobi ile mücadele etmek o kadar da kolay değil.
Prof. Odabaşı bu noktada en temel mücadele yöntemi olarak aileye dikkat çekiyor ve “Bu velileri zapt etmek bir iş, aileleri zapt etmek bir iş. Ailelerin dijitalleşme konusunda risk algısı sıfır, risk algısı yok” diyor…
Telefonlarda ebeveyn denetimlerinin mutlaka kullanılması, zaman kısıtlaması ve kontrollerin yapılması şart. Sosyal medyadan fotoğraf paylaşmaktan tutun da çocuk dergilerine dahi dikkat etmekte fayda var. Bunun için de en temel eğitim yöntemi okullarda başlıyor. “Ailelere seminer verdik” diyerek geçiştirilecek bir konu değil. Milli Eğitim Bakanlığı başka konularda duyduğu hassasiyet ve gösterdiği çaba kadar artık bu tehdide de kafayı yorsa iyi olacak.
On altı yıl sonra da benzeri konuları tekrar tekrar konuşmamak umuduyla…