Türkiye’de siyasi parti ayrımı yapılmaksızın “belediye” deyince akla ilk gelen başlıklar arasında “rant”, “milyonlar”, “yolsuzluk” oluyor. Elbette bu suçlamaları hak etmeyen yüzlerce belediye ve belediye çalışanı olduğu bir gerçek. Ancak ne yazık ki “sistemsizlik” belediyelerde “sistemin kendisi” haline gelmiş durumda.
AK Parti iktidarları döneminde de sistemin düzeltilebilmesi için dönem dönem yasa düzenlemeler yapıldı. En kapsamlı değişikliklerden biri ise 2014 seçimleri sonrası yapıldı. Çok sayıda yeni büyükşehir belediyesi kuruldu, belediye başkanlarının yetkilerine düzenleme yapıldı. 2019’a kadar belediyelerde iktidar partisi de olan AK Parti güçlüydü. Ancak 2019’da birçok belediyenin kaybedilmesi ve 2024’te bunun artması sonucu şimdi belediyelerin büyük çoğunluğu muhalefetin elinde. İktidar partisi ile aynı partiden belediye yönetimi olmadığı zaman ise sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Yani sistem inşa edilirken, “iktidar-muhalefet dengesi” olarak bakılmamış ve “iktidar ile aynı partiden belediye” anlayışı ile hareket edilmiş. Yani ilk başta dediğimize gelirsek ortada bir sistemsizlik artık sistemin kendisi haline gelmiş.
Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, grup toplantısında, İmamoğlu hakkındaki yolsuzluk iddialarını gündeme taşıyıp, belediyelerle ilgili düzenlemelerin yapılması gerektiğine dikkati çekti. “Yerel yönetimler ve belediyeler meselesinin tüm boyutları ile konuşulması , tartışılması ve yeni bir düzene kavuşturulması kaçınılmaz hale gelmiştir. Yetkilerin daha keskin şekilde tanımlanmasında fayda vardır. Yeni bir belediye yönetimi statüsüne ihtiyaç vardır” ifadelerini kullanan Erdoğan’ın bu açıklaması aslında birçok AK Partili için de sürpriz oldu.
AK Parti ve Beştepe’de belediyelere dair çalışmalara hakim kurmaylara göre; belediyelerin birçok harcaması “problemli” hale gelmiş durumda. İstediği milyon hatta milyarlık ihaleleri “kültür”, “medya”, “danışmanlık” gibi alanlarda belediyeler sorgusuz, sualsiz yapabiliyor ve buna “dur” denilmesi gerek. AK Parti’nin elbette Melih Gökçek, Kadir Topbaş dönemlerinde bu harcamaları hatırlamaması ayrı bir tartışma konusu. Bu nedenle belediyelerin bütçeleri ve harcamalarının kontrol altına alınmasına dair bir model arayışı var. Beştepe kurmaylarına göre; CHP’li belediyeler konser, reklam ve kültür hizmeti harcamaları adı altında milyarlık harcamaları “kendi yandaşlarına” aktarıyor. Benzer cümleleri muhalefet temsilcileri de AK Parti’li belediyeler için kurabilir elbette. Ancak ortada bir problem olduğu kesin. Fakat bu problemin mimarı olan yasalara imza atan daha sonra belediyeler el değiştirince fark eden iktidarın yapacağı bir düzenleme ne kadar sorunları çözer buna odaklanılması gerek. Bu ülkede çok saygın şehir plancıları, mühendisler, bürokratlar var. Bu kişilerin katılımı ile bir belediye yasası hazırlanması ve artık sistemin sorun olmaktan çıkarılması bir gerçek. Ancak bu siyasi atmosferde bu bir ütopya elbette.
Gerçeklere dönersek. Beştepe’deki çalışmalara göre, bütçelerin daha sıkı denetlenmesi ve bazı harcamalarda onay şartının getirilmesi yanı sıra, “borcu olan belediyelerin kredi başvurusu yapamaması”, “sosyal yardım verilirken bakanlıklarla koordine edilebilmesi” ve “mükerrer yardımların önüne geçilmesi”, “kentsel dönüşüm ve imar yetkilerinin rant odaklı değil, şehrin gelişimi ve yaşam alanları kazandırılması odaklı olarak bakanlıktan onay alınarak çalışmaların yapılması”, “belli oranı aşan ihaleler ve doğrudan alımlarda bakanlık onayının şart olması” gibi birçok başlık tartışılıyor, konuşuluyor. Elbette bazı başlıklar üzerine gidilecek bazılarının ise yapılmasından vazgeçilecektir. Ancak iktidarın kapsamlı bir arayışı var.
İktidarın “şu anki” ele aldığı model hayata geçerse mevcut başkanlara tabiri caizse çöp toplamak, park yapmak ve sokakları temizleme görevi dışında pek de bir görev kalmayacak gibi.
Belediyelerde “iktidar” olan muhalefet de gerçekten şeffaflık, halka hesap verilebilirlik başlıklarına odaklanıp kamuoyunda tartışılan harcamalardan artık kaçınması şart. Muhalefet “halk için belediyeciliğe” odaklandıkça, iktidarın söylemlerine karşı durması mümkün olabilecek. Diğer türlü konuşulan her konu “kayıkçı kavgası” ötesine geçemiyor.