Türkiye’de geçim derdi mutlu bir azınlık haricindeki büyük bir çoğunluğun temel problemi haline gelmiş durumda. Orta sınıfın yok olduğu bu düzende açlık sınırı 30 bin, yoksulluk sınırı 90 bin lira. Yani evinize 90 bin liradan az ücret giriyorsa yoksulsunuz demektir. Asgari ücret ise 22 bin lira. Milyonlarca emekli ise 15-16 bin lira alıyor…

22 bin lira olan asgari ücretin yıl başında 25-26 bin olacağı yani açlık sınırı altında kalacağı, emeklilere ve memurlara yüzde 15-16 zam yapılacağı konuşulduğu bir dönemde şimdi Meclis’in almaya hazırlandığı bir karar elbette gündem oldu.

Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Genel Sekreterleri, Diyanet İşleri Başkanı, TÜİK Başkanı, AFAD Başkanı, Vali, kaymakam, daire başkanları genel müdürler, il müdürleri de bu düzenlemeden yararlanıyor. Kamuda belli görevlerde yer alan “kariyer mesleği” olarak adlandırılan uzmanların maaşlarının düşük olduğu tespiti sonrası bu yöneticilere de sıralı olarak zam yapılması gündeme geldi. Bu yöneticilerin kamudaki kariyer uzmanlarının toplam sayısı yanında yüzde 1-2’si olduğu dillendiriliyor. Yani bu isimlere zam yapılmasına takılmamak gerektiği asıl amacın uzmanlar olduğu ifade ediliyor. Elbette kamuda maaşlar belli işler için düşük olarak yorumlanabilir. Bu nedenle bazı koltuklarda oturanlar için 2 hatta 3 maaş duymamızın sebebi de biraz bu…

Belki özel bir bankada görev alsa 2-3 katını kazanacak olan bir uzman, kamuda kalmak istemeyebilir. AK Parti’li Plan Bütçe Komisyonu Başkanı Mehmet Muş da “kamu can çekişiyor, nitelikli elemanlar özel sektöre kaçıyor” diyerek bir açıklama yapıyor. Elbette haklıdır. Bu nedenle kamuda nitelikli kişileri tutmak için zam yapılabilir. Uzmanlar da zaten yaptıkları farklı açıklamalarda “nitelikli iş gücü”ne vurgu yaparak kendilerinin maaşlarının çok düşük olduğuna dikkati çekiyor. Geçmişte de doktorlar özele kaçmasın diye benzeri bir düzenleme doktorlara yapılmıştı.

Buraya kadar aslında bazı gelişmeler normal… Bu tarz düzenlemeler tartışılabilir, yapılabilir… Ancak Türkiye’de asgari ücret ve buna yakın çevre ücretin (23-30 bin lira) toplam ücretlerde yüzde 65-70’lere dayandığı bir dönemde belli bir kesimi korumak adalet duygusunu da elbette yaralayacaktır. Kamu maaşları ile özel sektör maaşları yıllardır belli oranlarda farklılık gösteriyor. Ancak ne oldu da “kamudan kaçacak kadar” bir fark oluştu? Gerçekten tek neden maaş mı, liyakatsiz yöneticilerden kaçmak da olabilir? Bu sorulara da yanıt verilmesi gerekiyor. Bu tablo iktidarın bir yandan ekonomide çizdiği pembe tabloya karşın ekonomi politikalarının bir çöküşü olarak da yorumlanabilir. Yaşam standartlarının çok geriye düştüğünün bir itirafı olan bu adımın başta kamuda olmak üzere tüm çalışanlarda bir “adaletsizlik” duygusunu körükleyeceği açık.

Genel ekonomide yaşanan sorunlar ve yaşam standartlarının tüm toplumda yarattığı gerilemeyi, 30 bin kişilik dar bir zümrenin yaşam standardını düzelterek çözmek pek de mümkün değil. Genel bir kamu personel ve maaş rejiminin yapılması, kamuya alımlarda siyasi parti il başkanlıklarında ele alınan referansların değil, liyakatli ve gerçekten hak eden isimlerin değerlendirilmeye başlaması da şart. Kamuya alımlardan, işlerin niteliğine göre adaletli bir çalışma yapıldığı zaman doğal olarak maaş rejimi de düzeltilebilecek bir sistem kurulabilir. Kurulması da şart…