Gündem o kadar hızlı değişiyor ki..
Hele Türkiye’de…
Daha yaşanan bir olayın şokunu atlatmadan bir başka olayın hayretini ya da dehşetini yaşıyorsunuz..
Böyle olunca ne yazık ki kendinize, çevrenize dönüp bakamıyorsunuz..
Dostlarınıza, arkadaşlarınıza, yakın çevrenizde birlikte yaşamak zorunda olduğunuz insanlara…
Bazen onları, gerçekte olmaları gereken yere yerleştiremiyorsunuz..
Ederlerinden daha çok değer veriyorsunuz..
Sonunda da hayal kırıklıkları, pişmanlıklar yaşıyorsunuz..
Belki de hayatta en sık yaptığımız hata ölçüyü kaçırmak..
Ne demiş platon: “Erdemlerin erdemi ölçülülüktür..”
Olabilir; İnsanlarla zaman zaman anlaşmazlığa düşebilirsiniz..
Her insanın dünyaya bakışı birbirinden çok farklı.
Sizin çok hassas olduğunuz bir konu yanı başınızdakinin umurunda bile olmayabiliyor.
Ya da tam tersi..
Çok sinir olduğunuz, kabullenemediğiniz durumlar vardır:
Söz gelimi simetri hastası bir arkadaşım, bahçeme her geldiğinde;
“Ne bu ağaçların hali! Kimi orada, kimi burada!.. Sök bunu buradan, şuraya taşı! Vallahi gelmem bir daha buraya!”
“Abi bu bahçe benim kafamın içinin bir aynası.. Kafamın karışıklığını buraya yansıttım.”
Prensiplerinizin çiğnendiğini hissettiğinizde; aile bireylerine, iş arkadaşlarına sinirlenirsiniz..
Ya da bir iş arkadaşınız yaşadığı bir kızgınlığın sinirini sizden çıkarır.
Bağırıp çağırır, hakaret eder… Siz de ona bağırıp çağırırsınız..
Küsersiniz…
Zaman zaman olur böyle şeyler.. Olmasa iyi olur ama olur işte…
Aradan bir zaman geçer, öfkeniz, kızgınlığınız geçer..
Hatta öyle olur ki birbirinize niçin kızdığınızı bile unutursunuz..
Daha daha, küstüğünüzü bile unutursunuz, kendiliğinizden barışırsınız…
Türkçemizde güzel bir söz vardır: “Kini olanın dini olmaz…”
Hani derler ya “kavgada küfür, yumruk sayılmaz” diye…
Bazen araya bir dost, bir büyük girer:
“Çocuklaşmayın ulan! Bırakın soytarılığı! Elli senelik dostsunuz, sıkın birbirinizin elini, kapatın bu konuyu! Adamın asabını bozmayın!”
Yersiniz fırçayı, barışır oturursunuz…
Amaaaaa!
Kırılmak öyle bir şey değil işte..
Kimse kimseyle kavga etmemiştir, tartışmamıştır, hakaret etmemiştir…
En sevdiğiniz, kendinizi en yakın hissettiğiniz, güvendiğiniz, çekinmeden içinizi açtığınız;
Bir dost, arkadaş, kardeş…
Kimsenin fark bile edemediği küçücük bir ayrıntı…
Sizi o anda yıkar..
Ağzından kaçırdığı yalnızca bir kelime her şeyin itirafıdır..
Sizi ciddiye almadığının, güvenmediğinin, sevmediğinin itirafı…
Onunla yaşadığınız her şeyin bomboş ve bir yalan olduğunu fark edersiniz.
Aranızda öyle tartışma, kavga, hakaret falan olmaz..
Yine selamlaşmanız sürer..
Ama hepsi o işte…
Bazen suçüstü yakalanır ve işi pişkinliğe vurur..
Anlamazlıktan gelirsiniz, o da yutturduğunu sanır..
Oysa olan olmuş, iş işten geçmiştir.
Ve artık bir daha asla kalbiniz onunla barışmaz…
Çünkü küsmemişsinizdir! Kırılmışsınızdır..
“Camcının kızı camcının kızı!
Cam kırılır gibi kalp kırırlır mı?
Kırılan cam takılır ama,
Kırılan kalp takılır mı…”
Bazı arkadaşlarınız vardır, sözünü tutmaz, geleceğim der gelmez, hep gecikir, bahaneler uydurur…
Bunu bilirsiniz, pek takılmazsınız;
Amma ve lakin;
“İlle bir dost gülü yaralar beni..”