Büyük devlet adamları, büyük siyasetçiler durduk yere ortaya çıkmazlar..
Büyük sıkıntılardan, bunalımlardan, bardağı taşıran son damlanın da damlamasından sonra;  toplum artık bu basınca dayanamaz ve gider liderini bulur.
Yani, lider gidip de topluma: “Bakın benim çok parlak fikirlerim var, beni bir deneyin hele, hiç pişman olmayacaksınız” demez!
Ya da der ama kimse pek kulak asmaz.
Çünkü bıçak kemiğe dayanana kadar toplum,  Namık Kemal’in dediği gibi:
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” demez.
Ama ne zaman ki hançeri bağrında hisseder, o an orada var olan kişiyi  kahraman, kurtarıcı ilan eder ve onu oracıkta destanlaştırır.
Bilim de öyledir.. Ne zaman ki uzaklara yolculuk, gemiyle başka kıtaların keşfi, yeni kaynakları arayıp bulma düşüncesi bir zorunluluk haline gelir; işte o zaman buhar makinesi bulunur ve geminin altına yerleştirilir.
Ya da lokomotifin.. Her neyse..
Eğer karanlıktan “İllallah” demeseydik; Tesla mı, Edison mu ampulü bulurdu?
İletişim ihtiyacımız olmasa Graham Bell, Marconi mi ortaya çıkardı?
Fiziğin, doğanın kendine özgü prensipleri vardır;
Yer çekimi mesela.. Havadan bırakılan bir taş, dünyanın merkezine doğru çekileceği için yere düşer.
Yani bin kere elinizden taşı atsanız, bin kere düşer.
Ya da deniz seviyesinde su 100 derecede kaynar..
Ne kadar ölçerseniz ölçün durum değişmez.
Onun için fiziki şartları hazırladığınızda o sonuçları tıkır tıkır elde edersiniz..
Ama toplumbilimin kuralları biraz farklı…
Toplumsal olaylar kendine özgü koşullarda; coğrafyaya, o coğrafyada yaşayan insanların dini, ahlaki, kültürel değerlerine, toplumsal krizin şiddetine, toplumsal hareketin liderinin kimliğine bağlı olarak farklı biçimlerde oluşabilir. Aynısından bir kez daha olmaz.
Yanlış anlamayın; “Toplumsal olayların gerçekleşmesi tamamen tesadüfidir, ne zaman ne olacağı belli olmaz” demiyorum…
Ama değişkenlerin çokluğundan, aynı koşulları yaratmanın fiziki koşulları yaratmak kadar kolay olmadığından söz ediyorum.
İşte o yüzden siyasilerin; geçmişteki hadiselerin sonuçlarına bakarak, “geçen de böyle yapıp sonuç almıştık, şimdi de aynı sonucu alırız” diyerek giriştikleri eylemler, her zaman istenen sonuçları vermeyebilir, geri tepebilir..
Amaaa! Yine de gerek fizik, gerekse toplum kurallarının da bir ortak noktası var:
Canlılar doğar, büyür, gelişir, yaşlanır, zayıflar ve ölürler…
Ama biri daha uzun, diğeri daha kısa.. Sonsuza kadar yaşayanı yoktur…
Ancak bir Ceviz ağacı, ya da çınar ağacı olacaksınız ki 100- 150 yıl belki…
Düşünceler de öyle, kurumlar da öyle..
Daha akıllıca bir düşünce eskisini çürütür, modern bir kurum da eskisine kilit vurdurur.
YANİ BU HAYATTA DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİMİN TA KENDİSİDİR…
Bunu yazarken hüzünlenmiyor muyum sanıyorsunuz?
Kendimin de fani olduğunun bir gerçeği değil mi bu aslında?...
İşin özü: Dünyaya kazık çakmayacağız…
Günü gelince pılımızı pırtımızı toplayıp, çekip gideceğiz…
Hayır hayır! Ne pılısı pırtısı? Onları bile toplayamadan gideceğiz..
Geriye fakirlere dağıtılacak birkaç çift ayakkabı, gömlek,
Belki de çocuklarımızı rahat ettirecek bir ev bark… İşte hepsi bu!
Haa! Az kalsın unutuyordum:
Bir de şöhret bırakacağız geriye;
“Pintinin tekiydi! Yemedi, yedirmedi, şimdi gelini, damadı çatır çatır yiyecek!”
“Hırsızın önde gideniydi, soydu soğana çevirdi ama bak sonunda ne oldu?”
“Zalimdi, acımasızdı, bakalım şimdi hesabını nasıl verecek…”
Ya da:
“Çok muhterem bir insandı, birçok garibin yüzünü güldürdü, nur içinde yatsın, huzur içinde uyusun!”
EMİN OLUN!  DEĞİŞMEYEN KURAL BU İŞTE!