Bugün bir aşkın, azmin, mücadelenin, yokluklar içinden var etmenin hikâyesini anlatmak istiyorum.
Bu Ahmet Uluçay’ın sinema aşkıdır.
Bütün hikâyeler mutlu sonla bitmezler. Ama yine de alkışı hak ederler.
Ben de sinemayı çok sevdim. Biraz da yaptım.
Hep iyi bir film için iyi bir bütçe gerektiğini düşünürdüm.
Tabii ki görkemli bir prodüksiyon için paraya, nitelikli bir kadroya, donanıma ihtiyaç vardır.
Ama ben, ne paraların sanatçı simsarlarıyla naylon fatura şirketleri arasında pay edilip ortaya film yerine fiyaskolar çıktığına şahit oldum.
Ahmet Uluçay’ı tanıdığımda; iyi bir filmin parayla değil, sinema sevgisiyle, aşkıyla yapıldığını anladım.
Ne yazık ki onunla öldükten sonra tanışabildim.
Kütahya, Tavşanlı, Tepecik köyü…
Bir kamyonda muavin.. Yani açıkçası hamallık yapıyor.
Kamyona çuvallarla hayvan yemi yüklüyor, indiriyor.
(Bu yazımda Ahmet Uluçay dışında hiç kimsenin adını vermeyeceğim)
Kamyonun şoförü daha önce bir gasp ve cinayet suçundan yıllarca hapiste yatmış ve aftan çıkmış.
Kendisiyle yaptığım röportajda Ahmet Uluçay’ı şöyle anlattı;
Bazen kalem kağıt parası bile bulamıyor, aklına geldikçe senaryoyu kamyonun orasına burasına yazıyordu.. Herkes ona deli gözüyle bakıyordu.”
Çekmeyi planladığı film için yanına iki kafadar arkadaş buldu.
Arkadaşlarından biri, aynı zamanda köylüsü, çok zeki bir makine mühendisiydi. Yaratıcı birisiydi. Ama ne yazık ki şiddetli şizofreni nöbetleri geçiriyor ve ağır ilaçlar kullanıyordu.
Zaman zaman evine kapanıyor, aylarca kimseyle görüşmüyordu.
Benimle röportaj yapmayı sırf Eskişehir’i sevdiği için kabul etti.
Bana film makinesini nasıl yaptıklarını anlattı.
Bu röportajı Hindi kümesinin içinde yaptık. Çünkü Ahmet Uluçay ölünce film makinesini Yumurta folluğu olarak kullanmaya başlamış.
Diğer arkadaşı çolaktı. Bir kolu yoktu. Tavşanlı pazarında fermuar iğne, iplik vb. tuhafiye malzemeleri satıyordu.
Öyle sanatçıya, kameramana verecek paraları da yoktu.
Köyde ne varsa, kim varsa onlarla çekeceklerdi..
Bir berber dükkânı, bir karpuz sergisi, köyün boş sokakları, meraklı çocukları ve gençleri…
Hepsi o kadar..
“KARPUZ KABUĞUNDAN GEMİLER YAPMAK”
Filmin adı buydu. Başladılar çekmeye…
Köyün büyükleri, ileri gelenleri, hatta Ahmet Uluçay’ın abisi, kayınpederi, bu film işini deli saçması bulmuş ve çok rahatsız olmuşlardı.
Büyük imkânsızlıklar ve zorluklarla ve direnerek filmi tamamladı Ahmet.
Film, dünya çapında büyük ilgi gördü, Amerika’dan Japonya’ya 50’nin üzerinde ödül aldı.
Karısıyla yaptığım röportajda ; bir vitrine yerleştirdiği ödülleri göstererek:
“Bu kupaları gönderdiler, biraz da para verdiler” dedi.
Kızıyla röportaj yapamadım. Çünkü “eşim ve ailesi babamdan bahsetmemi istemiyorlar” dedi.
Oysa Sanat Dünyası Ahmet Uluçay’ın ismini sinemaya çoktan kazımışlardı.
Büyük bir hayali vardı Ahmet Uluçay’ın:
Kazandığı paralarla güzel bir kamera almak, köye Müjde Ar’ı getirmek ve ikinci filmini onunla çekmek.
“BOZKIRDA DENİZ KABUĞU”
Ama gittikçe artan baş ağrıları onu çılgına çeviriyordu.
Doktora gitti: Beyninde gittikçe büyüyen bir ur vardı.
Parasını ve zamanını bu tedaviye mi ayıracaktı? Hayır! O filmi tercih etti.
Müjde Ar’a haber gönderdiler, kabul etti, köye geldi, set kuruldu.
Ama Artık Ahmet yürüyemiyordu. Konuşması zorlaşmıştı..
Sete tekerlekli sandalyeyle geldi; Büyük acı ve ağrılarına rağmen ilk sahneleri çekmeye başladı.
Ertesi sabah set hazır, yönetmenini bekliyordu.
Ama Ahmet o gece, 54 yaşında, ne yazık ki filmini tamamlayamadan son nefesini vermişti…
Ahmet Uluçay’ın odasındaki küçük kitaplıkta Andrei Tarkovsky ve Tarkovsky sineması hakkında yazılan kitaplar dikkatimi çekti. Sayfaları çevirdim, bazı satırların altı özenle çizilmişti.
Tarkovsky… Her bir karesi ünlü bir ressamın tablosu gibi planlanmış, insan hayatının öneminin ve değerinin sorgulandığı filmler.. Dünya sinemasında bir ekol olmayı başarmış bir sinematografi…
Moskova’da şair bir babanın oğlu olarak başlayan, Paris’te 54 yaşında Akciğer kanseriyle son bulan bir hayat… Tıpkı Ahmet’le sözleşmişler gibi.. Aynı yaşta, aynı hayallerle…
Ahmet Uluçay; Tavşanlı’nın Tepecik köyünde, Altı tane kaldırım taşının çevirdiği bir mezarda,
Gerçekleşmeyen hayalleriyle birlikte yatıyor…