Liderlik kavramı insanlığın en temel kavramıdır.
İlkel insan döneminde tamamen güce dayalı olan liderlik günümüzde hala güç ile içiçe olmakla beraber artık güç kavramı da değişim geçirdiği için tartışılmaya değer.
Güç kimi zaman silahlı, şiddete dayalı kimi zaman yasalara ve kurallara dayalıdır; toplum ise eğitim seviyesine göre değişen kriterlere göre bunu tanımlar. İnanç, etnik yapı, cinsiyet gibi değişken unsurlar olmakla beraber, sıradan insanların karar vermesinde akıl değil zekâ öne çıkar.
Zekâ pragmatisttir, kural tanımaz. Amaç için her yol meşrudur diyen Machiavelli bunu çok net ifade etmiştir.
Sıradan insanlar karar verirken mesela kendilerinde üstün ve güçlü olduğunu düşündükleri kişileri lider olarak belirlemeye yatkındırlar. Bu ABD’de böyledir Türkiye’de de Rusya’da da…
Bu nedenle liderler kendilerini sürekli daha da büyüyen sembollerle özdeşleştiriyorlar.
Oysa gelişmiş toplumlarda görece daha eğitimli, özgüvenli ve bilinçli insanlar kendilerine benzeyen ve gösteriş yapma ihtiyacı hissetmeyen kişilere kural tanımayan zekâları değil toplumsal değerlere ve kurallara saygılı akılları nedeniyle yakın dururlar.
Trump ilk gruba ait bir örnektir, Merkel ya da Olof Palme gibi liderler de ikinci gruba örnektir. ABD halkı Trump’ı, New York’lular ise Zohran Mamdani’yi seçti. İki ayrı tercih…
ABD demokrasisi, geleneksel olarak sembolik bir başkanı güçlü gösterir, oysa başka güçlü filan değildir. Sadece diğer ülkelere karşı güçlü gösterilir, oysa sıradan bir savcı başkana suçlama yöneltebilir ve onu ifade vermeye zorlayabilir. Elbette durup dururken olmaz bu, yasal koşulları varsa kimse bu savcıya karşı işlem yapıp görevini yaptığı için onu cezalandırmaz. Ama görevini kötüye kullanırsa o zaman başka…
Şirketler için de durum farklı değildir.
Lider kimdir? Patron mu, yönetici mi yoksa çalışanlar arasında sevilen biri mi?
Çağdaş yönetişim anlayışında patron patronluk yapmalıdır. Yönetici de yöneticilik. Patronların yöneticilik yapması eskiden doğaldı ama 21. Yüzyılda artık sermayenin sahibi patron olmalı ve yöneticisiyle uyumlu çalışmalıdır. Şirketin lideri ise yönetici olmalıdır.
Kurumsal şirketlerde bunu görüyoruz. O nedenle kurumsallaşabilen şirketler varlıklarını sürdürülebilir kılıyorlar. Koç Holding bir aile şirketi gibi görünse de bu kurumsallaşmayı görebiliyoruz.
Sivil toplum içinde lider başkan mıdır yoksa başkan olmasa da kitlelerin saygısını kazanmış biri midir? Genellikle derneklerde, partilerde liderlik kavramı tek boyutlu değildir. Kurumsal liderlik genel kurulda onaylanıp tescil edilir. Ancak kurumsal olmayan liderlik için de çok boyutlu bir tablo vardır. Kimileri eski başkanlar da olsalar hala etkilerini devam ettirirler. Kimileri için başkan olmaya ihtiyaç yoktur, fikirleri ile yönetime destek olan, eleştiren, yol gösteren liderler vardır. Kimi hukuki açıdan kimi mali kimi sportif ya da her ne derseniz…
Ali Koç, Aziz Yıldırım mesela, Fenerbahçe taraftarında karşılığı olan bir “eski” başkan olsalar da daima camianın liderleri arasında yer alacaklar.
Sivil toplum liderliği saygıyı esas alır. Lider, kendisine oy verenlere, kendisini seçenlere karşı saygılı olmalıdır; keza onu seçenler de ona karşı saygılı olurlar. O nedenle sivil toplumun geliştiği ülkelerde demokrasi daha köklüdür. Liderler daha çok sivil toplumdan çıkarlar.
Atatürk, tüm dünyanın da kabul ettiği üzere dünyanın en önemli liderleri arasında yer alır.
En kritik anda üniformasını çıkartır, askeri rütbelerini atar ve sıradan bir sivil olarak kendisini halkına emanet eder. Hiçbir koruması, kalkanı yoktur. Bugün pek çok liderin korkulu rüyası olacak bir durum.
Ama işte lider böyle zamanlarda belli olur. Her şey yolunda giderken liderlik yapmak kolaydır.
Doğru seçim yapmalıdır lider, iyi de seçimin doğru olduğundan nasıl emin olacak? İşite liderlik budur, doğru seçimi yapabilmektir.
Size yanaşıp, bal damlayan cümlelerle sizi manüple edenler mi yoksa size net ifadelerle durumu anlatanlar mı? Ne yazık ki gerçeklerden daha tatlı geliyor bu ballı manüplasyon, o nedenle emlakçılar, galericiler bir evi ya da arabayı olmadığı kadar iyi göstermeyi başarabiliyorlar. İyi lider bu durumlarda atılması gereken adımlara, doğru kişilerin görüşlerini alarak kendisi karar verebilir. Sonuçlarını da kabullenir, zira kararsızlık, kötü bir karardan daha zararlı olabilir. İster siyasette ister sporda ister iş yaşamında olsun, kararlar yeteri kadar istişare yapılarak, panikle değil ama seri şekilde alınmalı ve yaşama geçirilmelidir.
Eğer etrafınızda birkaç saat içinde size bu anlamda fikir verebilecek yeterli sayıda insan yoksa liderliğinizi sorgulamalısınız.
Burada Galatasaray’ın Osimhen transferi iyi bir örnek olduğu gibi son dönemde transferde tutuk kalması da kötü bir örnektir. Atletico Madrid maçını kazanamadıktan sonra yapılacak transfer ne işe yarayacak?