2018 yılında "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi"ne geçişten bu yana Türk demokrasisi açısından en temel tartışmalardan birisi “Meclis etkisini kaybetti mi, kaybetmedi mi?” tartışması.
Yeni sisteme göre kanun tekliflerinin milletvekillerince verilmesi, bakanlıkların bu sürece “karışmaması” yönünde beyanlar defalarca yapılsa da mevcut sistemde tasarılar bakanlıklarda hazırlanıyor. Meclis’e geldiğinde ise bazı milletvekillerinin imzası alınıyor. Hatta teklifi imzaladığı an öğrenen milletvekilleri de olduğu bir gerçek.
2023 milletvekili seçimlerinin ardından Meclis’in bu 2,5 yıllık süreçte neler yaptığına dair bazı soru önergelerine TBMM Başkanlığı bir yanıt verdi. Oradaki veriler oldukça dikkat çekici. Muhalefetin 3 binden fazla kanun teklifinin 1 tanesi bile gündeme alınmadı. On binlerce soru önergesi ile muhalefet denetim yetkisini kullanmak istedi ama başarılı olamadı. Meclis’teki 600 milletvekili, 85 milyonun iradesinin temsiliyeti anlamını taşıyor.
CHP, DEM Parti ve diğer muhalefet 3 binden fazla kanun teklifi verdi. Bu konuda Meclis ne yazık ki bir adım atıp komisyon gündemine dahi bu teklifleri almadı. AK Parti’nin verdiği 243 kanun teklifi ise elbette AK Parti’nin adımlarına göre ya kanunlaştı, ya gündeme alındı ya da şu an görüşülüyor. Araştırma önergelerinde de benzer tablo var. AK Parti’nin verdiği 9 araştırma önergesi dışında Meclis, pek bir “araştırma” yapmadı. “Yolsuzluk iddialarının araştırılması”, “Rojin’e ne olduğunun araştırılması”, “Ankara Gar katliamının araştırılması” gibi yüzlerce ülke gündemindeki konulara dair önergeler o hep duyduğumuz klasik cümle ile, “AK Parti ve MHP oyları ile” reddedildi.
Geçmişte Meclis’te soru önergelerinin bir ağırlığı ve yanıtların da hem kamuoyu için bir anlamı hem de haber değeri vardı. Burada günümüzde soru önergesi vermek ne yazık ki milletvekillerinin tek faaliyeti olmuş durumda ve aynı konuda birçok isim benzer soru önergeleri veriyor. Birçok milletvekili soru önergesini; “bir şeyler yaz, ver önerge” diye hazırlıyor. Bu da yanlış bir uygulama. Her milletvekilinin bir görev alanı ve en azından takip ettiği komisyon nedeniyle bir sorgulama alanı olması şart. 100 vekilin 100’ünün de aynı konuda bir önerge vermesi, o önergelerin de içinin boşalmasına yol açıyor. Ayrıca gazeteleri tarayıp, çıkan haberleri soru önergesine çevirmek de yeni bir moda oldu. Elbette bazı spesifik ve önemli haberlere dair önerge ile bir izahat ilgili bakandan istenebilir. Ancak gazeteciliği gazetecilerin yapması, milletvekillerinin de milletvekilliği yapması gerek. Milletvekilleri, soru önergeleri ile kendilerine gelen ve kamuoyunun duymadığı belli konulara dair hükümetten yanıt almaya çalışmaya odaklanmalı.
Gelelim iktidar kanadına, orada da başka bir sorun var. Soru önergeleri muhatap alınıp yanıt verilmiyor. Yanıt verilenler de bir cümle oluyor veya hiçbir bilgi içermiyor. Bu önergelerin milletvekilleri tarafından denetim amacıyla verildiğinin unutulmaması gerekiyor. İçi boş, geçiştirme amacı taşıyan yanıtlar son yıllarda giderek arttı. Cumhurbaşkanlığı kabinesi yanıt versin diye muhalefet 34 bin soru önergesi verilmiş. Evet bunların büyük çoğunluğu aynı. Ancak 7 bin 500'üne yanıt bile verilmedi. 18 bini geç yani süresi geçtikten sonra yanıtlanmış. Yanıtlananlar da sizi yanıltmasın yüzde 90’ı tek cümlelik veya içi boş matbu yanıtlar. Sadece muhalefet değil AK Partili bazı vekillere dahi yanıt verilmediği de verilerden ortaya çıkıyor. Özellikle İçişleri, Adalet, Milli Savunma ile Çevre ve Şehircilik Bakanlıkları yanıt ermeyen bakanlıklar olarak dikkat çekiyor.
Sonuç olarak milletvekilleri denetim yetkisini kullanması demokratik rejimlerin vazgeçilmezi. “Muhatap” alınmayan milletvekili olduğu zaman doğal olarak “Meclis’in de bir ağırlığı yok” dedikoduları çıkıyor. İktidar “bu yorumlar yanlış” demek yerine uygulamaları ile bunu göstermeli.