Hafta içi 3 takımımız Avrupa arenasında sahne aldı ve 2 galibiyet ve 1 mağlubiyet ile haftayı kapadılar. Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarları sonuçlar üzerinden birbirlerine gönderme yaparken Samsunspor’un deplasman galibiyeti fazlaca konuşulmadı.
Hedef Avrupa mı yoksa süper lig mi? Kadrolar hangi hedefler için kuruldu? gibi konular üzerinden tartışmalar gündemdeydi. Oysaki Avrupa sahnesi kimi zaman hüzünle kimi zaman gururla anılan uzun bir yolculuk. Bu yolculuğun iki ana aktörü Fenerbahçe ve Galatasaray’ın bazen başarılı bazen de başarısız olduğu dönemler olmuştur. Avrupa kupalarındaki başarılarını tarihsel süreç içinde değerlendirdiğimizde, iki kulübün de farklı dönemlerde Türk futbolunun lokomotifi olduğunu görürüz.
Avrupa denildiğinde Türk futbol tarihinde ilk büyük kırılma, kuşkusuz Galatasaray ile yaşandı. 1999-2000 sezonunda kazanılan UEFA Kupası ve ardından gelen UEFA Süper Kupa zaferi önemli bir adım olarak tarihe geçti.
Fenerbahçe ise Avrupa’da farklı bir karakter ortaya koydu. Daha uzun soluklu ve direnç temelli bir yürüyüşün simgesi oldu.
2007-2008 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi çeyrek finali ve 2012-2013 sezonunda UEFA Avrupa Ligi yarı finali kadar ilerlemesi Türk futbolunun Avrupa’daki rekabet gücünü yeniden hatırlattı.
Bugün gelinen noktada ise mesele sadece geçmiş başarıları anmak değildir. Avrupa artık finansal güç, kurumsal yapı ve sürdürülebilir sportif planlama gerektiriyor. Türk futbolunun yeniden o günleri yaşayabilmesi için romantik hatıralardan çok yapısal reformlara ihtiyacı var.
Rekabet içeride sert olabilir ama Avrupa’da atılan her gol, aslında ortak bir gururun hanesine yazılır.
Avrupa’da başarı geldiğinde sevinen sadece bir kulüp değil, aslında bir ülke oluyor. Aynı şekilde Avrupa’da alınan ağır yenilgiler de yalnızca bir camianın değil, Türk futbolunun hanesine yazılıyor. Bu nedenle içerideki rekabeti düşmanlığa dönüştürmek kimseye kazanç sağlamıyor.
Bu aşamada taraftar ne yapmalı?
Öncelikle rekabeti sahada bırakmalı. Sosyal medya dili yumuşatılmalı ve Avrupa maçlarında ortak bilinç geliştirilmeli.
Bunlar yapılabilir mi? Bugünkü futbol ikliminde kolay değil.
Burada en büyük görev aslında taraftara düşüyor.
Ezeli çekişmelerin kalitesini yükseltmenin yolu, taraftarın bilinçli duruşundan geçiyor.
Unutmayalım:
Rakip olmadan derbi olmaz.
Saygı olmadan rekabet olmaz.