Biz hekimler, çok zorlu şartlarda ve çok meşakkatli yolları aşarak mesleğimize sahip olabildik. Çoğumuz memleketin “orta direk” olarak tabir edilen memur çocuklarıydık. Yani bu ülkenin fakir evlatlarıydık. Zeki ve başarılıydık; okuma arzusunda, hevesli, yarınlara umutla bakan pırıl pırıl gençlerdik.
Okuduk, çalıştık, kazandık, emek verdik, mezun olduk ve iş hayatına atıldık.
Bu toplumun bir parçası, bir evladı olarak halkımıza hizmet etmeyi amaçladık.
Peki bu hizmet nasıl olmalıydı?
Öğrendiğimiz şekilde mi, yoksa sistemin bize dayattığı şartlara göre mi?
Elbette bizler işimizi aşkla, layıkıyla yapmak istiyorduk. O umutla mezun olmuştuk. Bu şekilde bir meslek hayatı ve bunun yansıması olan kaliteli bir sosyal hayat arzuluyorduk.
Fakat ne oldu?
Bilimsellikten uzak, aklın almadığı; beş dakikada bir muayene, on dakikaya iki randevunun sıkıştırıldığı bir sistemde, hekimlik yerine köşe kapmaca oynamamız istendi.
Aldığımız eğitimden uzak, ideallerimizle örtüşmeyen, Hipokrat yeminine uymayan bu şartlarda nasıl çalışılırdı?
Örgütlendik, Birleştik, Direndik!
Biz bu sisteme nasıl itiraz etmeyelim dedik.
Sendikalaştık. Dayatılan koşulları benimsemek yerine, Hekim Birliği Sendikası çatısı altında onurlu bir mücadeleyi tercih ettik.
Önce, işin doğrusunu bizim gibi hekim olan ve bizi anlayacağını düşündüğümüz idarecilere anlatmaya çalıştık.
Sonuç ne mi oldu?
Çok az meslek onuruna sahip çıkan idareciler varmış, bunu anladık.
Çoğunlukla mobbing’e maruz kaldık.
Yılmayınca; ağır çalışma şartları, “geçici görev” adı altında yapılan yaptırımlar, aşırı iş yükü sonucu yorgunluk ve bitkinlik…
Ve bir nöbet sonrası ölüm…
Rümeysa…
Henüz mesleğinin başında, umut dolu bir genç hekimdi.
Uykusuz geçen bir nöbetin ardından, sabahın erken saatlerinde, yorgunlukla direksiyon başına geçti.
Ve o sabah, dönüş yolunda bir daha aramıza dönemedi.
Onu, sadece bir trafik kazasında değil; insanca dinlenme hakkını tanımayan, insanı yok sayan bu acımasız sistemde kaybettik.
Rümeysa, görevine sadıktı ama sistem ona sadık değildi.
Ancak onun ardından, kamuoyunun vicdanını sızlatan bu elim olay sayesinde “nöbet ertesi dinlenme” konusunda düzenleme yapıldı.
Ama bedel çok ağırdı…
Bir can, bir hayat, bir umut…
Ve o bedel hâlâ hepimizin yüreğinde sızlıyor.
Kışkırtılmış Sistem, Tehlikeli Şiddet
Acil olmayan alanların “yeşil alan” şeklinde tanımlanarak poliklinik yapılması, kışkırtılmış sağlık sistemini daha da çürüttü.
Bu kurgulanmış yapı, sağlıkta şiddeti tetikledi. Hekime yönelik şiddet öyle sıradanlaştı ki, “bir gelişmişlik düzeyi” olarak bile tanımlandı!
Vatandaş, “Bırakın hekime ulaşmakta zorlanmayı, artık hekim dövüyoruz” diyerek bununla övünmeye başladı.
Sistemin tüm eksiklikleri hekime fatura edilerek sağlıkta şiddet körüklendi. Çünkü ekonomik zorluklar önemli değildi artık; doktor dövebiliyorduk!
Doktor dövebilen bir ülke çağ atlamış sayılıyordu!
Yetmedi…
Bir milletvekili çıktı ve açıkça şöyle dedi:
“Gidin, sağlık personelinin gırtlağına yapışın! Ben devlet olarak görevimi yaptım, hizmet vermeyen onlar. Kışkırtırım!”
Sağlık hizmetini sadece binadan ibaret gören bu zihniyet, sistemin tıkanmışlığını anlatmaya çalışan hekimleri adeta hedef haline getirdi!
Bizim Mücadelemiz Halk İçin
Bu ülkenin mesleğine aşkla bağlı, idealist ve onurlu evlatları olan bizler;
Şartlara ve dayatmalara itiraz ettik, karşı durduk, mücadele etmeye devam ediyoruz — ve edeceğiz!
Bir hekime 5 dakikada bir hasta verilmesi, hekime olduğu kadar hastalara da büyük eziyet ve hakaret değil mi?
Hastaların nitelikli tedavi olma hakkını ellerinden alan bu sistem değişebilir ve değişmeli!
Çünkü daha iyi bir sağlık sistemi mümkün!
Düşmanlaştırılan Bir Meslek Grubu
Bugünkü sistem, hekimleri adeta düşmanlaştırıyor.
Sanki bu toplumun içinden çıkan bireyler değil de uzaydan gelmiş varlıklarmışız gibi lanse etmeye çalışıyor!
Hekimliğin hakkıyla yapılması gerektiğini savunan, direnenler;
*mobbinge, soruşturmaya, baskıya maruz kalıyor.
Hastaları mağdur etmekle suçlanıyor.*
Oysa gerçek mağduriyetin kaynağı, bu sistemin kendisidir!
Bizler; bu sistemle mücadele ederek, halkımıza hakkı olan nitelikli tedaviyi üretmek dışında hiçbir arzusu olmayan idealist hekimleriz!
Peki Gerçek Ne?
Siyah mı, beyaz mı?
O halde sormak gerekir:
Kimin doğruyu söylediği nasıl anlaşılacak?
Kimin doğrudan yana olduğu nasıl ayırt edilecek?
Kimin mücadelesi gerçekten haklı?
Siyah mı gerçekten siyah, yoksa bize gösterilen beyaz mı aslında siyah?
Gerçekleri Kavramak…
Bütün mesele, gerçekleri kavrayabilmekte.
Gerçekte görünen aldatıcı ve yanıltıcı olabilir miydi?
Söylenene değil, uygulamalara bakılmalı her zaman.
Çünkü uygulamalardır esas olan.
Mücadelemiz, gerçekten verilen bir hak mücadelesidir.
Bu mücadele, sadece hekimlik mesleğinin onuru için değil; hastaların hak ettiği nitelikli tedavi hakkına kavuşabilmesi içindir.
Cesur ve ahlaklı insanlar tarafından verilen bu mücadele, ilkeli, erdemli ve onurlu bir hak arayışıdır aslında.
İdeal sağlık sisteminin oluştuğu;
Şiddetin yer almadığı,
Akla, bilime, zekâya saygı duyulan,
Güvenli çalışma şartlarının sağlandığı bir gelecek için verilir bu mücadele.
Bizler bu ülkenin hekimleriyiz. İnancımızı haklılığımızdan alır, yolumuzdan şaşmayız!
Dt. Özgür Öz
Hekim Birliği Sendikası Genel Başkanı Yardımcısı