Türkiye, küresel tekstil ve hazır giyim tedarik zincirinin önemli halkalarından biridir. Özellikle Avrupa pazarına yakınlığı, görece düşük üretim maliyetleri ve esnek iş gücü yapısı sayesinde tekstil sektörü, ülkenin ihracat kalemlerinde ilk sıralarda yer alır. Ancak bu ekonomik başarı hikâyesi, büyük oranda hakları görmezden gelinen, düşük ücretli ve güvencesiz koşullarda çalışan milyonlarca işçinin sırtında yükselmektedir.
Tekstil işçileri asgari ücretin bile altında ücretlerle çalışmak zorunda kalmaktadır. Resmi mesai saatleri kağıt üzerinde varlığını sürdürse de, gerçekte işçiler sıklıkla günde 10-12 saate kadar uzayan vardiyalarda çalışmakta; fazla mesai ücreti çoğunlukla geç ödenmektedir.
Üstelik bu yoğun emeğin karşılığında alınan maaş, artan enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında insan onuruna yaraşır bir yaşamı sürdürmeye yetmemektedir. Kiralar, gıda fiyatları ve ulaşım giderleri işçinin neredeyse ücretinin tamamını yutmaktadır.
Türkiye’de tekstil sektöründeki örgütlenme oranı son derece düşüktür. İşçiler, sendikalaştıklarında işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya kalmakta; baskı, yıldırma ve mobbing gibi yöntemlerle sindirilmektedirler. Bu durum, işçileri haklarını aramaktan alıkoymakta ve tam bir güvencesizlik sarmalında ezilmelerine neden olmaktadır.
Taşeron sisteminin yaygınlığı, kayıt dışı istihdam ve geçici işçilik gibi yapılar da işçilerin sosyal güvenceye erişimini zorlaştırmakta, iş kazalarına ve iş cinayetlerine açık hale getirmektedir.
Tekstil sektöründe çalışan işçilerin büyük çoğunluğu kadındır. Bu kadınlar hem fabrikalarda düşük ücretle çalışmakta, hem de evde bakım emeğini ücretsiz şekilde üstlenmektedir. Bu durum, onları çifte sömürünün öznesi haline getirmektedir.
Kadın işçiler çoğunlukla cinsiyet temelli ayrımğcılığa maruz kalmakta; erkek işçilere oranla daha düşük ücret almakta, hamilelik ve doğum sonrası süreçlerde iş güvenceleri tehdit altına girmektedir. Ayrıca fabrika ortamlarında yaygın şekilde psikolojik, fiziksel ve cinsel tacize uğradıkları halde bu ihlalleri dile getirmeleri çoğu zaman mümkün olmamaktadır.
-İLO C190 Çalışma Hayatında şiddet ve tacizin önlenmesi sözleşmesi Türkiye arafından acilen imzalanmalıdır.
-Tekstil sektöründe sendikalaşma hakkı korunmalı ve teşvik edilmelidir.
-Denetimler bağımsızlaştırılmalı; kayıt dışı istihdamla kararlılıkla mücadele edilmelidir
-Kadın işçilere yönelik cinsel taciz, ayrımcılık ve mobbing olayları ciddiyetle ele alınmalı, işverenler sorumlu tutulmalıdır.
-Uluslararası markalar, tedarik zincirlerinde yaşam ücreti ve insan haklarına uygun koşullar sağlamaktan yükümlü tutulmalıdır.
Türkiye’deki tekstil işçileri, yalnızca ekonomik kalkınmanın taşıyıcısı değil; aynı zamanda adaletsizliğin, sömürünün ve cinsiyet temelli eşitsizliğin en ağır biçimlerini yaşayan kitledir. Bu sesi duyurmak ve mücadeleyi görünür kılmak hepimizin sorumluluğudur.