AKUT’un 30. kuruluş yıl dönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikte benim de aralarında bulunduğum ve AKUT’a 30 yıldır gönül veren gönüllülere birer teşekkür plaketi verildi. Duygusaldık hepimiz, karşımızdaki gençler ayağa kalkıp alkışlamaya başlayınca duygu daha da yükseldi…

Sürekli ilk günleri düşünüyorum, nasıl başladı her şey ve nereden nereye geldi?
Öncelikle Anadolu Dağcılar Birliği demeliyim; üniversitede öğrenciyken beni aralarına alan ve eğitim veren o koca yürekli güzel insanlar var; onlar sayesinde oldu her şey…
Sonra Recep var, küçük fena derdik Recep Çatak… Huzur içinde uyusun ilk 1985 yılında Ağrı tırmanışı için Doğubeyazıt’ta son hazırlıkları yaparken Başar Titiz kapkara geldi yanımıza, 4 kişi kayıp, o da diğer arkadaşlarını 4200 metredeki kamp yerinde bırakıp yürüyerek gelmişti.
“Yukarıda insanlar can çekişirken ben burada duramam” dedi Recep ve o sözler benim için o gün bu gündür düstur oldu. Zaten birinin başı ağrısa bir şey yapmadan duramam, Recep beni bu anlamda motive etti. 5 hızlı dağcı olarak geceden çıktık ve zirveye kadar izlerini sürdük ve dağın Doğubeyazıt tarafında olmadıklarını raporladık. Sonradan kuzeyde, "cehennem çukuru" denen Iğdır tarafında bulundu 2'si sağ biri ölü; biri de kayıp. Zira bölge sürekli heyelan bölgesi…
Derken 1989 yılında Ağrı Dağı kış tırmanışında Dr. Halil Yeniçıkan tek başına zirveyi denedi ve geri dönmedi. Anlatması çok uzun kısa geçeyim; Recep ile son ayrıldığımızda 3. kez 4200 metreye çıkmıştım ve ceset indirirsem beni de taşırsınız dedim ve geri döndüm. Ne yazık ki o Recep, Halil’i indirirken düştü, başını vurdu ve komaya girdi. 3. kez dağa 4. kez 4200 metreye çıkışım, Doğubeyazıtlı yiğit insanlarla beraber oldu. Ne yazık ki hocam inerken kollarımda son nefesini verdi.
Sonrasında bu kazanın oluşunu, kimin nerede ne hata yaptığını tek tek analiz edip bir rapor hazırladık. Rapor temel olarak dağ kazalarına müdahale edecek ekiplerin kurulması gerektiğini ve tırmanışa katılanların olası kaza durumunda arama kurtarma çalışmalarına katılmalarının fiziksel ve psikolojik nedenlerle riski arttırdığını belirttik.
Dr. Tayfun Tercan o yıllarda Konya’daydı, bu tartışmaların tam ortasındaydık hepimiz. Sonra o İstanbul’a yerleşti; ben de kısa süre sonra İstanbul’a gittim ve dostluğumuz devam etti. Bu arada İstanbul’daki dağcılarla da iletişim kurmuştuk. Tayfun Dağcılık Federasyonu başkanı seçilirken, Nasuh için hepimiz seferber olmuştuk, Everest’e çıkacak ilk Türk olacaktı… Tam da bu sürece paralel olarak Tayfun abinin Rumeli Caddesi'ndeki muayenehanesinde iş çıkışı toplanıp daha sonraları AKUT adını alacak yapıyı tartışıyorduk. Sanırım 92-93 olsa gerek…
Ne yazık ki 95 yılında bir Kaçkar tırmanışı sırasında onu da kaybettik ve Tayfun ağabey ev sahipliği yaptığı AKUT’un kuruluşunu göremedi. Onun ölümü hepimizi derinden sarmıştı ama derneğin kuruluşu için de motive olmuştuk.
1996’da bir TV kanalının Ankara temsilcisiydim, Nevzat aradı, “Derneği kurmak için 6 kişi tamam yedinciyi bulamadık evraklarını hazırla gönder” dedi. Ben evrakları hazırlayana kadar o yedinci kişi de bulundu ve nihayet AKUT’u kurmayı başardık.
AKUT’un kuruluş amacı öncelikle doğa sporlarında yaşanan kazalara müdahale etmek olsa da tüzüğü yazarken hepimiz başta ilk yardım olmak üzere sahip olduğumuz becerileri insanların yararına kullanmak konusunda hem fikirdik. 93 Erzincan depremindeki ülkemizin çaresizliğine kayıtsız kalamadık ve tüzüğümüze deprem, sel gibi doğal afetlerde de gönüllü olarak görev yapmayı ekledik.
Öncesi ve sonrası çok hızlı geçti. Şimdi bakıyorum de, Onno Tunç’un uçağı düştükten sonra bölgeye giden Kanal D ekibinin arama kurtarma, AKUT olarak Adana Ceyhan depremine ilk resmi arama kurtarma ekibi olarak katılmamız ve bu konuda zamanın Başbakanı merhum Bülent Ecevit’in özel kalem müdürü, gerçek bir devlet adamı ve beyefendi olan Zeynel Yeşilay’ın hem deprem sürecinde hem de sonraki tüm operasyonlarda verdiği desteği ve yurt dışı operasyonlarda şimdilerde Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Mehmet Kemal Bozay’ın da Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in özel kalem müdürü olarak verdiği desteği mutlaka ifade etmem gerekiyor.
Neticede Türkiye’de ve dünyanın neresinde olursa olsun, her biri eğitimli, donanımlı, dil bilen ve farklı meslekleri olan gönüllüler olarak bu 30 yılı dolu dolu geride bıraktık.
AKUT’un kurucu başkanlığını yapan Feridun Çelikmen ve sonrasında önemli başarılara imza atan Nasuh Mahruki başta olmak üzere bu süreçte bu gönüllü sivil toplum kuruluşuna emek veren herkese minnettarlığımı ifade etmek istiyorum.
Elbette bu süreçte hatalar yapıldı, kalpler kırıldı belki ama bunların tümünün merkezinde insanların yaşamına dokunmak vardı. AKUT ile ilgili yazmaya başladığımız efsanevi hikâyeyi yazmaya devam etmemiz gerekiyor.
Bizler artık daha kenarda, bizim yetiştirdiğimiz gençler daha operasyonel ve yeni gönüllülerle daha da büyümesi lazım AKUT’un… Bir başka görüşe göre de AKUT misyonunu tamamladı ve AFAD bu anlamda çok ciddi yatırımlarla bu ihtiyacı karşılayabilir hale geldi; biz dağ ve doğa kazalarına odaklanalım. Ben ikisine de varım. En çok da çocuklarımıza gönüllülük aşısını yapmak istiyorum. Bugün her türlü kutsal değer menfaat ile kirletilmeye çalışılırken AKUT ve ondan sonra kurulan pek çok gönüllü sivil toplum kuruluşuna aslında belki de her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Ancak bunu başarabilirsek kalabalık değil, İngilizcede community dedikleri TOPLUM olmayı başarırız.