Meslekte yarım asrı bitiren bir kişi olarak bugünün çalışma koşulları ile dünün çalışma koşullarına bir göz atmak istedim… Geçmişte gazetecilik nasıl yapılıyordu bugün ise nasıl yapılıyor.. Geçmişte haber kaynakları ile diyaloglar nasıldı bugün ise nasıl bir göz atmak istiyorum…

İşe yargı ayağından başlayalım.… Geçmişte elimizi kolumuzu sallayarak Adliyelere, Yargıtay’a , Anayasa Mahkemesine girer istediğimiz kişilerle konuşur , sohbet eder ellerindeki bazı dosyalarla ilgili konuşurduk.. Adliyelerde Cumhuriyet Savcılarıyla bir araya gelir ellerindeki dosyalarla ilgili bilgiler alırdık.. Bu bilgilerin bir kısmı yazılmamak kaydıyla bize aktarılır, bazılarında da bilgiler verilirdi… Ama hiçbir zaman bir soruşturma bitirilip iddia name hazırlandığında bu iddianame mahkemeye verilmeden içeri hakkında bir şey yazmazdık… Ve o dönem de hiçbir Adalet Bakanı da savcıların açtıkları soruşturmalar konusunda basına bilgi vermezdi.. Bu savcıların Cumhuriyet Savcısı olarak görülmesinden ve işlerini bağımsız yapmalarından kaynaklanırdı… Bir Cumhuriyet Savcısı dostumuz vardı… Herhangi bir olayla suç yerine gittiğinde polislere gazetecilere engel olunmaması için talimat verir bizlerde olayın oluş şekli ve karışanlarla detaylı konuşur onlardan bilgi alırdık… Bir gün kendisine bunu neden yaptığını sorduğumda bana “insanlar bize anlatmadıkları gerçekleri size rahatlıkla anlatıyor ve bizler de sizin yazdığınız haberlerden ip ucu yakalıyoruz” demişti..
Emniyete gittiğimizde de aynı rahatlığı yakalar, gece meydana gelen olayların hepsini günlük rapordan görür ve onların üzerine giderdik… Kısaca hiç bir şey bizlerden saklanmazdı, aksine herkes yardımcı olurdu..
Sıkıyönetim döneminde de Askeri savcılığın yaptığı operasyonları takip eder olayların fazla ayrıntısına girmeden yazardık.. Çoğu zaman aldığımız bilgiler bizde not olarak kalır soruşturma sonuçlandığında o notlardan yararlanarak haberlerimizi yazardık…
Haber almada bu kadar rahat çalışmamıza rağmen yazım konusunda sıkıntımız olurdu… Ya gazeteye gitmek veya bir telefon bulmak zorunda kalırdık… Çünkü başka iletişim şansımız yoktu.. Hele bir de elimizde fotoğraf varsa kesin gazeteye dönmek zorundaydık.. Bulunduğumuz yerden hiçbir şekilde bu fotoğrafları ulaştırma şansımız yoktu..
Siyasi parti liderleri ile Hükümet üyelerini yurt içi gezilerinde takip ettiğimizde sıkıntımız başkaydı.. Eğer fotoğraf çektiysek bir fotoğrafçı bulmak filmimizi yıkattırmak zorundaydık .. Ondan sonra PTT’ye gider buradan telefoto gönderirdik. Ama ne kadar sürede geçeceğimiz hesap edemezdik… Aynı şekilde haber yazdırma konusunda da bu sıkıntıları yaşardık…
Siyasi parti liderlerini izlerken hiçbir zaman gazetelerden ismen muhabir istenmezdi.. Haber müdürü veya istihbarat şefi kimi uygun görürse onu yollardı.. Liderlerin basın toplantıları da öyleydi.. Her gazeteden muhabir görmek mümkündü.. Hatta Başbakanların yaptığı toplantılara bazen gazetelerin temsilcileri de katılırdı… Bu toplantılarda her konuda soru sorulur, toplantıyı yapanlarda bunları yanıtlardı…
Şimdi teknoloji gelişti.. Toplantı anında çekilen fotoğrafları anında göndermek mümkün haberi de anında yazdırmak mümkün… Bu kolaylıklara rağmen yukarda bahsettiğim yerlere ulaşma şansı sıfır noktasında.. Bir kuruma girmek istediğinizde kapıdaki görevliler o kişiyle konuşuyor ve sizi kabul ederse içeri giriyorsunuz.. Ben gazeteciyim dediğiniz de bir kuruma elinizi kolunuzu sallayarak girmeniz artık hayal oldu.. Ayrıca basın toplantılarında da istediğin ve güncel konularla ilgili soru sormada tedavülden kalktı..
Kısaca haber yazma, fotoğraf çekip gönderme kolaylaştı ama kişilere ulaşmak zorlaştı… Eskinin habere ve kişilere ulaşma kolaylığı artık tarihe karıştı…