Futbolun temposu sadece sahada değil, masada alınan kararlarla da belirleniyor. Bu sezon yaşanan fikstür karmaşası ise ne yazık ki sahadaki oyunun önüne geçmeye başladı.

TFF tarafından milli maçlar nedeniyle Süper Lig’e verilen arada, ertelenen karşılaşmalar zinciri tartışmaları yeniden alevlendirdi. Özellikle Galatasaray ve Samsunspor için ertelemeler ve milli takımın erken toplanması planlama hatalarının somut bir göstergesi haline geldi.

Sezon başından bu yana yapılan fikstür planlaması, ne yazık ki öngörüden uzak bir görüntü çiziyor. Avrupa kupalarında mücadele eden takımların yoğunluğu zaten bilinen bir gerçek. Buna rağmen sıkışık takvimlerin oluşturulması kulüpleri zor durumda bırakıyor. Bugün gelinen noktada, ertelenen maçlar nedeniyle bazı takımlar haftada üç maç oynamak zorunda kalırken, bazıları uzun süre ritim kaybı yaşıyor. Bu durum da rekabet dengesini ciddi şekilde zedeliyor.

Ancak asıl dikkat çeken bir diğer sorun ise milli takım kamp süreci… Avrupa’da forma giyen futbolcularımızın büyük bölümü, hafta sonu maçlarını oynadıktan hemen sonra pazartesi günü kampa katılacaklar. İlk gün itibarıyla yalnızca 7-8 futbolcunun kampa katılabilmiş olması, organizasyonun ne kadar eksik planlandığını açıkça ortaya koyuyor. Milli takım gibi kritik bir yapının, eksik kadroyla kampa başlaması kabul edilebilir bir durum değil. Bu konuda hem Montella hem de TFF suskun.

Oysa Avrupa’nın büyük liglerinde tablo çok daha farklı. Premier League, La Liga ve Bundesliga gibi organizasyonlar, sezon başlamadan önce milli maç takvimlerini, Avrupa kupalarını ve hatta olası ertelemeleri hesaba katarak çok daha esnek ve dengeli bir planlama yapıyor. Futbolcuların seyahat süreleri, dinlenme aralıkları ve kamp başlangıç tarihleri bile detaylı şekilde organize ediliyor. Böylece milli takımlar, kampa neredeyse tam kadro ve hazır şekilde başlayabiliyor.

Ülkemizde ise sorun tam olarak burada başlıyor. Planlama yapılırken “olabilecekler” değil, sadece “olanlar” dikkate alınıyor. Milli aralar zaten sezon başında belli olmasına rağmen, bu süreçlerin lig akışını bu kadar kesintiye uğratması ciddi bir organizasyon eksikliğini ortaya koyuyor. Dahası, erteleme kararlarının standarttan uzak olması kulüpler arasında da güven sorunu yaratıyor.

Eğer masa başında doğru planlama yapılmazsa, sahadaki rekabetin adil olması da mümkün değildir. Bugün yaşanan tablo, Türk futbolunun en büyük sorunlarından birinin “yönetimsel plansızlık” olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Artık şu sorunun net bir şekilde sorulması gerekiyor: Avrupa ile rekabet etmek isteyen bir lig, kendi takvimini bile sağlıklı yönetemiyorsa nasıl ileri gidecek?

Çözüm çok karmaşık değil…

Daha bilimsel, daha öngörülü ve kulüplerle daha fazla istişare edilen bir planlama modeli…

Aksi halde her milli arada aynı tartışmaları yapmaya, her sezon aynı düzensizliği yaşamaya devam edeceğiz.