Diplomasi diyoruz da aslında önce kavimler, sonrası derebeylikler ve kent devletleri daha sonra da uluslar arasındaki ilişkilerin kadim bir geçmişi var.

İngiltere’nin, ABD’nin bir devler haline gelmesi, Çin, Türkiye ve Türk devletlerinin kadim tarihi aslında sadece savaşlarla değil diplomatik ilişkilerle, ittifak evlilikleriyle, ticari anlaşmalarla dolu. İttifaklar kadar ihanetler de tarihi yazdı…

Bugüne bakınca, garip bir tablo görüyoruz.

AB ülkeleri Rusya endişesiyle ABD’den güvence beklerken, Trump NATO ittifakının sadece ABD tarafından değil tüm ülkeler tarafından da eşit bütçelerle desteklenmesi şartını masaya koydu. Tüm ülkeler buna uydu. Ama yetmedi.

Trump bir yandan ülke içindeki göçmenlere ICE baskısı uygularken bir yandan da önce Venezuella’nın devlet başkanını yatağından kaçırdı, ardından başka ülkeleri tehdit ederken bir yandan da Danimarka’dan Grönland’ı istedi. Bunu yaparken de bize satın diye başlayan çirkin bir süreç yaşandı.

Görünüşe göre Rusya işigalinden korkan Avrupa ülkeleri ABD tarafından işgal edilmek durumuyla karşı karşıya kaldı.

Birkaç aydır takip ettiğimiz süreçte nedense Putin hiç adım atmadı.

Oysa tarihsel süreçten gelen diplomasi geleneği ortada, düşmanımın düşmanı dostumdur. Aslında Rusya için muhteşem bir fırsat masada duruyor. Putin çıkıp Avrupa ülkelerine güvence verse mesela ve hatta sembolik bir birlliği Avrupa ülkelerinin emrine verse ne olur?

Avrupa ile Rusya arasında tarihsel süreçte çok önemli akrabalıklar, kan bağları vardır. Özellikle aristokratlar arasındaki ilişkiler, evlilikler vasıtasıyla özellikle Alman, Avusturya Macarisyan, Polonya, Fransa gibi ülkelerin asitokratlarıyla Rus aristokrasisi arasında ciddi kan bağları bulunuyordu. İngiliz, Alman kralları ile Rus çarları arasındaki kuzenlik ilişkileri zaman zaman savaşlar yaşansa da farklı bir ilerişim boyutu oluşturuyordu.

Bolşevik ihtilali sonrasındaki SSCB yayılmacılığı Avrupa ülkelerinde endişe yaratınca 2. Dünya savaşında aynı saflarla savaşan ABD ve Rus devletleri arasında 1945 sonrası yarım asırlık bir soğuk savaş dönemi başladı.

1990 itibariyle soğuk savaş bitip Rusya ciddi bir dönüşüm yaşarken sistem değişimini tamamlayan Rusya içinde halkın beklentisi farklı bir noktaya odaklandı. Rusya’nın gücünü dünya çapında kabul ettirmesine dönük bir beklenti bunu gerçekleştirmesi beklenen Putin’in liderliğini pekiştirdi.

Putin ve Trump, dünya tarihinin bu kritik dönemine imza atan iki lider olarak öne çıkıyor. Putin’in eğitimi ve başta istihbarat olmak üzere birikimi çok farklı noktada; eğitimsiz Trump ise bunun getirdiği hamlelerde sorunları, çok daha büyük sorunlara neden olarak çözmeye çalışıyor.

Devlet adamlarının sorumluluğu sorunları çözmektir. Oysa burada sorun yaratan politikacılar insanlık için kâbus senaryoları yazıyorlar.

Oysa insanlık için umut var… Rusya Ukrayna’da sürprüz bir hamle yaparak saldırganlıktan barışçıl bir pozisyona geçerse ve Avrupa için bir tehdit değil güvence olduğunu gösterirse insanlık tarihi çok daha farklı bir seyir gösterebilir.

Bu benim düşüncem tabi, eminim farklı açılardan farklı görüşler de dile getirilebilir. Ancak bu diplomatik adımların neden atılmadığını sorduğumuz zaman karşımıza çıkan ihtimaller de bulanık değil bence…

Yeni dünya düzenini güç belirlemeye çalışıyor, denge bu süreçte etkili olabilecek mi bilmiyorum ama eninde sonunda denge gücün yerini alacak…