Enerjide ölçülebilir bir tasarruf yokken, üstelik hesaplama ve analizler sonucu enerji tüketiminde bırakın tasarrufu artış olduğu ortada iken, neden yaklaşık 10 yıldır “Yıl boyu kalıcı yaz saati” uygulamasında inatla ısrar ediliyor?

Bir önceki yazımızda belirttiğimiz üzere: Günümüzde enerji tüketiminin büyük bölümü sanayi, ulaşım ve elektronik cihazlardan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle gün ışığından daha fazla yararlanarak aydınlatma üzerinden sağlanacak tasarrufun çok sınırlı olduğu ortadadır. Öylesine ki, sabah saatlerinde artan ısınma ve aydınlatma gereksinimi nedeniyle toplam tüketimin arttığını da gözlerden uzak tutmamak gerekir. Nihayetinde ‘enerjide tasarruf’ olacak diye yaz saati uygulamasının bütün yıla yayılması temel gerekçesi de dayanaktan yoksun bulunmaktadır. O halde insanların büyük çoğunluğunun olumsuz şekilde etkilendiği bu uygulamadan inatla neden vazgeçilmiyor? İşte toplumda bu konuda oluşan genel kanı ve uygulamanın getirdiği sıkıntıları aşağıdaki yazımızda yorumluyoruz.

Neden geri adım atılmıyor?

Bunu sözde “enerji” boyutundan öte, siyasi, bürokratik ve psikolojik boyutlarıyla birlikte okumak gerekiyor.

Resmî gerekçe neden ikna edici değil?

Kalıcı yaz saati uygulaması ilk getirildiğinde ana gerekçe enerji tasarrufu idi. Ancak:

-Akademik çalışmaların büyük çoğunluğu toplam enerji tüketiminde anlamlı bir düşüş olmadığını,

-Sabah saatlerinde aydınlatma ve ısınma gereksiniminin arttığını,

-Akşam saatlerinde kazanılan tasarrufun sabah kaybıyla dengelendiğini hatta tüketimin fazlalaştığını gösterdi.
Yani teknik olarak: “Tasarruf yok” iddiası artık tartışmalı değil, büyük ölçüde kabul edilmiş durumda.Buna rağmen uygulama sürüyor. O halde asıl neden enerji değil.

Asıl nedenlerden biri: “Geri adım atmama” refleksi

Türkiye siyasetinde çok güçlü bir refleks var: Yanlış olduğu kabul edilse bile geri dönmemek. Çünkü geri dönüş şu anlama geliyor: “Hata yaptık” demenin dayanılmaz zorluğu, Muhalefete “bakın biz söylemiştik ” kozunu vermemek, karar alıcıların otorite kaybı algısı.

Bu yüzden: Maliyet artsa da, toplumun büyük bölümü şikâyetçi olsa da, bilimsel raporlar tersini söylese de statüko korunmak isteniyor. Bu statüko sadece burada değil birçok kamu politikasında da aynen mevcut.

Bürokratik kilitlenme:

Bir başka deyişle ‘Yol bağımlılığı’ (Path Dependency) Bireylerin, grupların, toplumların yahut insanlığın belli davranışları yapma sonucu girdiği bir yolun, bir kalıbın daha sonraki yönelimleri ile hareket alanını belli ölçülerde daraltması yani sınırlandırmasıdır. Yaz Saatinin uzatılması kararı uzun süre uygulanınca şunlar oluyor: Kamu kurumları mesailerini buna göre ayarlıyor. Okul saatleri, servisler, yayın akışları, vardiyalar buna göre şekilleniyor. Dijital sistemler, uluslararası takvimler yeniden düzenleniyor. Sonra da şöyle bir söylem şekilleniyor. “Şimdi geri dönersek durum daha çok karışır.”!Bunun sonucunda, başlangıç maliyeti düşük görünen karar zamanla geri dönüşü zor, pahalı ve bürokratik tembellik haline geliyor.

İdeolojik ve sembolik boyut

Kalıcı yaz saati aynı zamanda şunlarla da ilişkilendirilmekte: “Batı ile aynı saat diliminde olma zorunluluğu yok” mesajı. “Biz bize yeteriz” ve Türkiye’nin kendi zamanını belirleyen ülke olduğu söylem ve vurgusu.

Bu teknik bir konu gibi görünse de, sembolik olarak “bağımsız karar” alanına sokuldu. Dolayısıyla geri dönüş yalnız saat ayarı değil, siyasi ataktan geri adım olarak da algılanıyor.

Ekonomik avantaj sağlayan gruplar var.

Bu uygulamadan kesin bir şekilde “şu sektör kazandı” demek zor ama:

-Akşam saatlerinde daha geç biten ticari faaliyetler, AVM, perakende, eğlence sektöründe akşam hareketliliği beklentisi,

-Yayıncılık ve reklam saatleri,

-Elektrik Enerjisi Dağıtım Şirketleri gibi sektörler bu düzene uyum sağladı.

Diğer taraftan yaz saati uygulamasının getirdiği maliyet tek kalemde ölçülmüyor, bütçede görünmüyor fakat şu da bir gerçek:

Karanlıkta okula giden çocuklar, Uykusuzluk, Verim kaybı. Sabah kazaları. Psikolojik yıpranma.

Bunlar istatistiğe zor giren, ama hayat kalitesini ciddi şekilde düşüren etkenler.

Bu yüzden: Mesele saat’ten değil, yönetim tarzından kaynaklanıyor.

Kalıcı yaz saati bugün:

Teknik olarak savunulabilir değil.

Toplumsal olarak yıpratıcı.

Ama siyasi olarak “geri dönülmesi zor” bir karara dönüşmüş durumda.

Peki, Türkiye’de iki saat dilimi uygulanabilir mi?

Türkiye, teknik olarak 1 saatten fazla boylam farkına sahip. Mevcut Uluslararası Saat Dilimi (UTC+2) kullanımı Türkiye’nin batı bölgeleri için avantaj, doğu bölgeleri içinse bir parça dezavantaj oluyor. Esasen Türkiye 26 – 45 derece boylamları arasında yani 76 dakika (19 x 4 = 76) boylam farkına sahip. Bu durumda bazı ülkelerde olduğu gibi iki farklı saat dilimi uygulanabilir. Batı da (UTC +2) ve Doğu için (UTC +3). Ancak yaz aylarında zaten ileri saat uygulaması yapıldığından Doğu bölgelerinin dezavantajlı duruma düşmesi de önemli ölçüde azalıyor.

SONUÇ: Kalıcı yaz saati uygulaması Türkiye dışında Rusya tarafından da 2011-2014 yılları arasında uygulanmıştır. 2011 yılına kadar yaz aylarında yaz saati uygulamasını kullanmakta olan Rusya, 2011 yılında bu uygulamayı sonlandırıp kalıcı yaz saati uygulamasına geçti, ancak ülke çapında artan yoğun şikâyetler üzerine 2014 yılında saatler 1 saat geri alınarak eski sisteme dönüldü. Türkiye’de de aynı şekilde karar alıcı siyasi güç özellikle, nüfusun ve endüstri tesislerinin fazla ve yoğun olduğu Batı bölgelerinde yaşayan insanların sıkıntı ve yakınmalarını artık kulak arkası etmemeli ve ‘KALICI YAZ SAATİ UYGULAMASINI’ derhal kaldırmalıdır.