Hepimizin arzusu “Her Şeyin Çok Güzel Olması” elbette..
Ama böylesine mutlu, güzel bir toplum, ülke yaratabilmek, sabahtan akşama, bir Pazar günü yapılacak bir seçimle gerçekleşebilecek mi?
Yoksa iktidardan başka değişmesi gereken şeylerde mi var?
Her zaman, her yerde asıl değişmesi gereken insandır!
İnsanın deforme olmuş duygularıdır.
Bencilliği, yalancılığı, acımasızlığı, dürüst olmayışı, başkalarının hakkını fütursuzca çiğneyişi….
İnsanı değiştirmeden hiçbir şeyi değiştiremezsiniz…
Bakın; Her yıl engelliler haftası kutluyoruz.
Mecliste, orada, burada herkes nutuk atıyor..
Sizden rica ediyorum, birkaç saatinizi ayırıp engelli işareti olan park yerlerini gezin; Baklalım boş bir yer bulabilecek misiniz? Ya da oralara park edenlerin kaç tanesi engelli?
On tanede bir tane engelliye rastlarsanız ben bu yazıyı buruşturup yiyeceğim.
Hadi bir de müdahale edin bakalım:
Vallahi engelli mengelli dinlemezler  dayağı yersiniz!
Geçen yıl Bir alışveriş merkezinin önünde engelli bölümüne park eden bir adamı kibarca uyardım:
“Beyefendi burası engelliler için ayrılmış bir bölüm..”
Cevabı kesin ve kararlıydı:
“Sana mı soracaz lan! İşine bak sen!”
Bu konular açıldığında, dostlarımdan duyduğum, çok acı, beni asıl yaralayan söz nedir biliyor musunuz:   “Kimi kime şikâyet edeceksin kardeşim?”
Güçlünün güçsüzü yediği, yok ettiği bir vahşi orman gibi adeta trafik…
Ve ben, bu, yıllar içinde gittikçe büyüyen vahşetin bir sandıkla bir günde biteceğine inanmıyorum..
Eğer trafik terörünü biraz kazırsanız altında mafyanın izlerini de görürsünüz..
O yüzden siz siz olun, sakın lüks bir arabanın içinden çıkan biriyle dalaşmaya kalkmayın. Eğer çok şanslıysanız dayak, biraz şanssızsanız kurşun yiyebilirsiniz…
Sizi umutsuzluğa sevk etmek istemem ama daha acıklı bir şey söyleyeyim mi?
Bu sokak teröristlerinin, mafya artıklarının, çoğunun siyasi bir tercihi yok biliyor musunuz?
Daha doğrusu şimdilik mevcut iktidarın destekçisi görünümündeler, onları pışpışlayıp yasa dışı, zorba eylemlerini sürdürüyorlar.
Ama hiç kuşkunuz olmasın, tıpkı ölmüş, kanı donmuş bir hayvanı terk eden keneler, sülükler gibi, bir dakika bile kaybetmeden hemen yeni iktidarın yanı başında yer alabilirler…
Herkese, her şeye dokunabilirsiniz ama onlara dokunamazsınız…
Farkındayım;
Çizdiğim bu kötümser tablo sizi sinir etti!
O güzel hayal uykusundan uyandınız..
Ama geçen yazımda söylemiştim size;
Gazeteciler tıpkı filozoflar gibi toplumun at sinekleridir..
Gazetecinin işi şakşakçılık değil, acı gerçekleri yüzünüze yüzünüze vurmaktır..
Ta ki ileride daha büyük hayal kırıklıkları yaşamamanız için…
Peki, hiç mi umut ışığı yok?
Olmaz mı?  Elbette var!  
Ama nasıl?
Fal bakarak, hayal kurarak değil! Güzel olacak demekle her şey güzel olmuyor!
Gereğini yerine getirmek lazım!
Nedir gereği?
Eğitimi ciddiye alıp yaralarını onarmak.   
Bilimi, aklı, mantığı insanların zihnine yerleştirmek!
Hukuku yeniden üstün kılmak..
Sevgi, güven, adalet, dostluk, temizlik gibi evrensel değerleri insanlara benimsetmek.
Duygusuyla, davranışlarıyla insanları bencillikten ve kötülüklerden arındırmak.
Takdir edersiniz ki bunlar da sihirli bir şapkadan ya da sihirli bir seçim sandığından bir günde çıkacak şeyler değil.
Evet, Her şey çok güzel olacak!
 Ama bu biraz zaman alacak…