Güzel, zengin ve stratejik konumu özel bir ülkemiz var. Farkına vardığımız son zenginliğimiz, Nadir Toprak Elementleri (NTE).
NTE’ler, savunma sanayinden yenilenebilir enerji sistemlerine, elektrikli araçlardan haberleşme ve uzay teknolojilerine pek çok alanda kritik rol oynuyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD’de Trump’la yaptığı görüşme ekseninde yoğun bir şekilde tartışma konusu oldu.
Erdoğan NTE’lerin ABD’ye pazarlandığına dönük iddialar üzerine, “Beylikova'daki nadir toprak elementleri sahasının herhangi bir ülkeye verilmesi asla söz konusu değildir. Her kim bunu iddia ediyorsa kendi ülkesine iftira atıyor demektir” açıklaması yaptı.
Erdoğan’ın o açıklamasında vurguladığı önemli bir husus da, NTE’leri işleyecek teknoloji altyapısına yönelikti. Tayyip Bey, “Nadir toprak elementleri teknolojisine sahip ülke ve firmalar bu alandaki üretim süreçlerine ilişkin tecrübelerini maalesef paylaşmaktan kaçınıyor. Bu engelin aşılması ve mevcut sahaların daha kısa sürede ekonomiye kazandırılması, uluslararası iş birliklerini zorunlu kılıyor. Pek çok ülke, teknoloji geliştirme, danışmanlık ve teknoloji transferi için bu konularda deneyimli ülkelerle anlaşmalar imzalıyor. Türkiye olarak biz de teknolojik hafızaya sahip ülkelerin, uzman kuruluşları ile iş birlikleri geliştirmek amacıyla görüşmeler yapıyoruz” dedi.
Bu sözlerden, Türkiye’nin NTE’leri işleyecek teknolojiye sahip olmadığını anlıyoruz. Eti Maden pilot üretim tesisi devreye alındı ama bu tesisin endüstriyel seviyeye taşınması için zaman var. Bu nedenle de söz konusu teknolojiye sahip ülke ve şirketlerle işbirliği yapılması zorunlu. Bu kabiliyete sahip şirketler ve ülkelerle Türkiye’nin çıkarlarını önceleyen ortaklıklar yapılırsa ekonomimize müthiş bir katkı gelecek.
Beylikova NTE açısından dünyanın ikinci büyük rezerv alanı. Bu sahada 17 nadir toprak elementinden 10’u yer alıyor ve toplamda 12,5 milyon ton nadir toprak oksidi bulunuyor.
İTÜ’den Prof. Mustafa Kumral’a “NTE’lerin para karşılığı, maddi değeri nedir?” diye sordular. Prof. Kumral’da, “Sonsuz” yanıtını verdi. Bunu da şu örnekle izah etti:
“Biz dünyada bor kaynaklarının yüzde 72'sine sahibiz. Boru siz kepçeyle yüklediğiniz zaman bir tonu 130 dolar ediyor. Bunu borik asit yaparsanız 1500 dolar olur. Bor karbür yaparsanız değeri 1,5 milyon dolara çıkar. Bir ürünün hammadde olarak değeriyle uç ürün olarak değeri arasında milyon kere fark vardır.”
Türkiye’nin sahip olduğu zenginliğin boyutunu anlatması açısından çarpıcı bir örnek.
Şimdi el ele verip NTE’leri ülkemizi güçlendirecek, zenginleştirecek katma değeri yüksek ürünlere dönüştürmek için çabalama zamanıdır. Bu alanda küresel oyuncu olma fırsatımız var, heba etmeyelim.
KKTC seçimleri
KKTC’de seçim yapıldı. Türkiye’nin işaret ettiği aday kaybetti. Rumlarla diyaloğu savunan, tek devlete karşı, mitinglerinde KKTC bayrağı kullanmayan Tufan Erhürman yeni cumhurbaşkanı oldu. Seçmenin yarısı da oylamaya katılmadı.
Canımı sıkan husus; KKTC’de ciddi bir Türkiye düşmanlığının oluşması. Acaba Türk’ü Türk’e düşman edecek virüsleri oraya kim yerleştirdi? Ankara’dan KKTC’ye giden görevliler işlerini layıkıyla yapsa böyle bir manzarayla karşılaşmazdık herhalde. Bence bu noktanın üzerinde durulmalı, yanlış yapan hesap vermeli.
Emekli Amiral Cihat Yaycı geçenlerde dikkat çeken bir olay anlattı. KKTC’de ‘öğretmenler sendikası’ varmış. AB ve Rum fonlarından beslenen bu sendika, KKTC Talim Terbiye Kurulu’nda da görevliymiş ve KKTC çocuklarının milli tarihlerini öğrenmemelerini kendine vazife edinmiş.
Sen tarihini öğretmediğin çocuklardan başka şey bekleyemezsin. KKTC’nin 3/1 kesimi bana göre ‘kayıp kuşak’tır. Bunlar için değer, milli ruh diye bir gerçek yoktur. Para için, menfaat için her taklayı atarlar. Hal böyle olunca da KKTC’deki seçimde bayraksız aday tepe noktasına getirilebilmektedir.
İsrail, Yemen’de Husilerin üst düzey yöneticilerini bombalamıştı.
Husi hareketinin lideri El-Husi bu olayla ilgili soruşturma sonucunu açıkladı: “Hükümeti hedef alma suçunda, Dünya Gıda Programı'na bağlı, programın Yemen şubesinin güvenlik görevlisinin başında bulunduğu bir hücrenin rolü vardı. Örgütlere bağlı casus hücrelerinin işlediği en önemli suçlardan biri, hükümet toplantısının İsrail tarafından hedef alınmasında kilit rol oynamış olmalarıdır. İnsani yardım örgütleriyle bağlantılı tutuklanan hücrelerin saldırgan, suç teşkil eden casusluk rolü hakkında kesin bilgilere ulaştık”
Ha KKTC’de öğretmenler sendikası vs...
Ha Yemen’de Dünya Gıda Programı’ndaki casuslar…